Star Trek

Geçen ne yapalım ne yaplım dedik Alper’le ve sinemaya gitmeye karar verdik 21.45 seansına. “Star Trek” isimli bilimkurgu filmi vardı izlenebilecek. Onu izleyelim bari dedik. Filmde “heroes” dizisinden tanıdığımız Zachary Quinto var.

Araştırmalarım sonucu bu filmin ilk hali 1966 yılında çekmiş. Al işte diyor insan bunu görünce. Millet senaryo bulamamaktan eskilerini değiştirip değiştirip satıyor.

Neyse filmden bahsedecek olursam, tipik bir uzay filmi. Tıpkı Star Wars gibi. Gezenin tekinden çıkan yaratıklar Uzayda gemiyle takılan bizim dünyalılara saldırıyorlar. Ölen kaptanın oğlu büyüyor, bir şekilde geminin başına geçiyor. Sahneler ve geçişler güzeldi ama.

Bence orta halli bir film. İzlenebilir, öneriyorum.

İmdb puanı: 8.4/10

Beyazperde puanı: 8.1/10

“Yes Man” filmi

Eveeet sonunda ben de izledim “Yes Man” filmini. Vizelerden sonra evde ekran karşısında yatarak film izlemek gibisi yokmuş. Bunu öğrendim :)

Bir süredir arkadaşlarım öneriyorlardı fakat tipik Jim Carrey filmi olduğunu tahmin ettiğim için izlemeyi sürekli erteliyordum. Hatırlarsanız “yalancı yalancı” filminde de bir süre hiç yalan söyleyemiyordu. Keza bu filmde de bir süreliğine “hayır” diyemiyor.

Her ne kadar Jim Carrey’nin klasik film tarzından olsa da izleyenlere oldukça eğlenceli anlar yaşatıyor. Örneğin ben sınav sonrası bunalım yaşıyordum fakat filmi izledikten sonra kendimi daha iyi hissettim. Zaten bu gibi filmler ruhsal çöküntüleri bir parça engelliyor.

Resimdeki sahne, filmdeki en beğendiğim bölüm. Adamın biri intihar etmeye çalışırken Jim Carrey birden gitarı alıp şarkı söylemeye başlıyor. Adam dahil aşağıdaki insanlar da şarkıya eşlik ediyorlar. Adamın bir anlık dalgınlığından yararlanarak onu kurtarıyor bizim Jim.


Bu arada değinmeden geçemeyeceğim. Filmde Jim Carrey’nin aşık olduğu kadını canlandıran Zooey Deschanel çok tatlı. Bi bayana hippi’lik ancak bu kadar yakışabilirdi.

Filmin müziklerini dinlemek isterseniz: http://www.myspace.com/yesmansoundtrack

Imdb puanı: 7.1/10

“Güneşi gördüm” ve doğu özentisi diziler

Hayatta en çok tanışmak istemediğin insan kim deseler cevabım Mahsun Kırmızıgül olur. Bu ismi kendine koymak için çok aramış mı orası da ayrı bi konu. Bilindiği gibi ismi beğenilmeyen şarkıcı-türkücülerin isimleri yapımcıyla beraber değiştirilir. Bunun bir çok örnekleri mevcut. Bu zatın en rahatsız edici yanı doğu propagandası yapması. Yani adam sana ne diyim başka bişeyler yap, türkü mü söylüyosun ne yapıyosan yap da paranı kazan. Sürekli doğu kültürünü överek insanların zompadadak beynine sokmaya çalışman çok ayıp.

Geçen sene bi hata yaptım “Beyaz Melek” filmine gittim. Gittim ama o filmin birinci perdesi nası baydı anlatamam. Verdiğim paraya acımasam çıkıp giderdim o derece. Filmi sonunda -güya insanları çok önemseyen- beyimiz bize istatistikleri gösteriyor. Neymiş büyükşehirlerde huzurevleri çokmuşmuş da doğudakilerde hiç huzurevi yokmuş. Lan o şehirlerde yoksa yaşlı evi, daha kötü işte. Mecbur başkalarının eline muhtaç oluyor biçareler. Ama düşüncesi öyle değil “Doğulular, anasına babasına saygılıdır. Kendi evinde bakar, huzurevlerine göndermez” şeklindeymiş efendinin.

İşte böyle insanları sevmiyorum. Sonra niye negatif ayrımcılık yapılıyor diye yırtınıyorlar. Ulan senin övdüğün o insanlar bak bakalım İstanbulda hangi hanımın çantasını çalıp kaçıyor. Bak bakıym hangi tarafta tüfek tutuyor.

Hadi filmler yetmedi senelerdir tv’lerde tonla doğu kültüründeki aşiretleri anlatan diziler oynatıyorlar. Neymiş, zengin ama aynı zamanda pis işler karıştıran aşiret ağasının hödük oğlu her defasında bir nane yer. Ya birini öldürür ya da olmayacak bi kıza aşık olur, ona dadanmaya başlar.

Sonuç; “Güneşi gördüm” filmini hiç bir güç bana izletemez. Zaten öyle propaganda peşinde koşan adamlara para kazandırıp, prim yaptırmaya niyetim yok. Ha, o zaten prim yapmış derseniz de “en azından benden kazanmamış” şeklinde bir cevabım olur.

Hayır, adam filmde bir sürü tanınmış oyuncuyla da çalışmış. Ali Sürmeli, Altan Erkekli, Emre Kınay vs vs. Reklam panolarına ilanları da veriyor. Parayı bunlara basıyor da animasyon var mı kardeşim? Var mı? Hayır o animasyon falan değil uyduruk-kıytırık şeyler. Sonra Türk sineması neden gelişmiyor demeyelim…

Evet sevgili okuyucu, ana fikir diyecek olursak: Bu tarz propaganda yapan şahıslarla beş dakika bile karşı karşıya oturup, konuşmaya bile tahammülüm yok.

The Spirit

Beni ve benim gibi düşünen bir çok sinema severi bir parça hayal kırıklığına uğratan bir film diyebilirim. Frank Miller‘ın yönettiği bu fantastik dram senayosunun bayağılıyla benden eksi puanları aldı. Tabii görüntüler muazzamdı, bu konuda hakkını da yememek lazım.

Film siyah-beyaz bir film ancak kahramanın kravatı kırmızı. Bu ayrıntı Spirit’e ayrı bir hava katmış. Frank Miller’in yaptığı Sin City‘nin kendine özgü olması, diyalogları ve görüntüleri izleyiciyi oldukça etkilemişti. Sin City filmi Frank Miller’ın yapmış olduğu bir çizgi roman uyarlamasıydı. Keza “The Spirit” filmi de çizgi roman uyarlaması.

Filmin konusuna gelince, Denny Colt isimli adam ölünce, ölümsüzlük üzerine deneyler yapan “The Octupus“, bunun cesedine şırıngayla bir ilaç enjekte eder ve yeniden dirilmesini sağlar. Artık Denny namı diğer “Spirit” de Octupus gibi ölümsüzdür. Tek farkları Octupus’un kötü, Spirit’in iyi adam olmasıdır.

Filmin oyuncuları da iyi. Kimler var derseniz, Scarlett Johansson, Samuel L. Jackson vee Eva Mendes :mrgreen: