| Ara 18 |
Archive for the 'sinema' Category“Yabana doğru” değil tabii kiSon zamanlarda nedense benim için işlerin giderek kötüye gittiğini düşünüyorum. Bu arada “yazmak” insanın içindeki sıkıntıları bir nebze olsun azalttığından dolayı buraya böyle olumsuz şeyler yazıyorum şu gün şu saatte, saat gecenin 01.00 ı olmasına rağmen. Blogları okumaya başladığım ilk anda, blog yazarlarının bir çoğunun -hepsinin değil- sorunlu, sıkıntılı insanlar olduğunu anlamıştım. Bu, “zeka”dan dolayı mı? Evet olabilir. Çünkü bir filozof rivayetine göre zeka da bir çeşit lanettir. Bugün okulun kütüphanesinden ödünç film aldım. Filmin orijinal adı “into the wild” Türkçeye hemen hemen “yabana doğru” şeklinde çevrilebilir. Filmin kahramanı benimle yaşıt. Üniversiteyi bitiriyor ve küçük bir boşluğa düşüyor. İnsanların sahteliğinden ve duyguların yapaylığından sıkılarak herşeyi geride bırakıp, kendini doğaya bırakıyor. Para yok, telefon yok. Sadece yaban hayatta canının istediğini yapıyor. Bol bol geziyor. Ailesini, arkadaşlarını hepsini bırakıp gidiyor yani. Filmi yarıda bıraktım. Gerçek bir hayat hikayesiymiş. Filmi izlerken fena halde karamsarlığa kapıldım. Zaten bu ruh haliyle izlemem yanlıştı. Neyse yatmam lazım. |
| Haz 30 |
Archive for the 'sinema' CategoryStar TrekGeçen ne yapalım ne yaplım dedik Alper’le ve sinemaya gitmeye karar verdik 21.45 seansına. “Star Trek” isimli bilimkurgu filmi vardı izlenebilecek. Onu izleyelim bari dedik. Filmde “heroes” dizisinden tanıdığımız Zachary Quinto var. Araştırmalarım sonucu bu filmin ilk hali 1966 yılında çekmiş. Al işte diyor insan bunu görünce. Millet senaryo bulamamaktan eskilerini değiştirip değiştirip satıyor. Neyse filmden bahsedecek olursam, tipik bir uzay filmi. Tıpkı Star Wars gibi. Gezenin tekinden çıkan yaratıklar Uzayda gemiyle takılan bizim dünyalılara saldırıyorlar. Ölen kaptanın oğlu büyüyor, bir şekilde geminin başına geçiyor. Sahneler ve geçişler güzeldi ama. Bence orta halli bir film. İzlenebilir, öneriyorum. İmdb puanı: 8.4/10 Beyazperde puanı: 8.1/10 |
| Nis 20 |
Archive for the 'sinema' Category“Yes Man” filmiEveeet sonunda ben de izledim “Yes Man” filmini. Vizelerden sonra evde ekran karşısında yatarak film izlemek gibisi yokmuş. Bunu öğrendim Bir süredir arkadaşlarım öneriyorlardı fakat tipik Jim Carrey filmi olduğunu tahmin ettiğim için izlemeyi sürekli erteliyordum. Hatırlarsanız “yalancı yalancı” filminde de bir süre hiç yalan söyleyemiyordu. Keza bu filmde de bir süreliğine “hayır” diyemiyor. Her ne kadar Jim Carrey’nin klasik film tarzından olsa da izleyenlere oldukça eğlenceli anlar yaşatıyor. Örneğin ben sınav sonrası bunalım yaşıyordum fakat filmi izledikten sonra kendimi daha iyi hissettim. Zaten bu gibi filmler ruhsal çöküntüleri bir parça engelliyor. Resimdeki sahne, filmdeki en beğendiğim bölüm. Adamın biri intihar etmeye çalışırken Jim Carrey birden gitarı alıp şarkı söylemeye başlıyor. Adam dahil aşağıdaki insanlar da şarkıya eşlik ediyorlar. Adamın bir anlık dalgınlığından yararlanarak onu kurtarıyor bizim Jim. Bu arada değinmeden geçemeyeceğim. Filmde Jim Carrey’nin aşık olduğu kadını canlandıran Zooey Deschanel çok tatlı. Bi bayana hippi’lik ancak bu kadar yakışabilirdi. Filmin müziklerini dinlemek isterseniz: http://www.myspace.com/yesmansoundtrack Imdb puanı: 7.1/10 |
| Mar 15 |
Archive for the 'sinema' Category“Güneşi gördüm” ve doğu özentisi dizilerHayatta en çok tanışmak istemediğin insan kim deseler cevabım Mahsun Kırmızıgül olur. Bu ismi kendine koymak için çok aramış mı orası da ayrı bi konu. Bilindiği gibi ismi beğenilmeyen şarkıcı-türkücülerin isimleri yapımcıyla beraber değiştirilir. Bunun bir çok örnekleri mevcut. Bu zatın en rahatsız edici yanı doğu propagandası yapması. Yani adam sana ne diyim başka bişeyler yap, türkü mü söylüyosun ne yapıyosan yap da paranı kazan. Sürekli doğu kültürünü överek insanların zompadadak beynine sokmaya çalışman çok ayıp. Geçen sene bi hata yaptım “Beyaz Melek” filmine gittim. Gittim ama o filmin birinci perdesi nası baydı anlatamam. Verdiğim paraya acımasam çıkıp giderdim o derece. Filmi sonunda -güya insanları çok önemseyen- beyimiz bize istatistikleri gösteriyor. Neymiş büyükşehirlerde huzurevleri çokmuşmuş da doğudakilerde hiç huzurevi yokmuş. Lan o şehirlerde yoksa yaşlı evi, daha kötü işte. Mecbur başkalarının eline muhtaç oluyor biçareler. Ama düşüncesi öyle değil “Doğulular, anasına babasına saygılıdır. Kendi evinde bakar, huzurevlerine göndermez” şeklindeymiş efendinin. İşte böyle insanları sevmiyorum. Sonra niye negatif ayrımcılık yapılıyor diye yırtınıyorlar. Ulan senin övdüğün o insanlar bak bakalım İstanbulda hangi hanımın çantasını çalıp kaçıyor. Bak bakıym hangi tarafta tüfek tutuyor. Hadi filmler yetmedi senelerdir tv’lerde tonla doğu kültüründeki aşiretleri anlatan diziler oynatıyorlar. Neymiş, zengin ama aynı zamanda pis işler karıştıran aşiret ağasının hödük oğlu her defasında bir nane yer. Ya birini öldürür ya da olmayacak bi kıza aşık olur, ona dadanmaya başlar. Sonuç; “Güneşi gördüm” filmini hiç bir güç bana izletemez. Zaten öyle propaganda peşinde koşan adamlara para kazandırıp, prim yaptırmaya niyetim yok. Ha, o zaten prim yapmış derseniz de “en azından benden kazanmamış” şeklinde bir cevabım olur. Hayır, adam filmde bir sürü tanınmış oyuncuyla da çalışmış. Ali Sürmeli, Altan Erkekli, Emre Kınay vs vs. Reklam panolarına ilanları da veriyor. Parayı bunlara basıyor da animasyon var mı kardeşim? Var mı? Hayır o animasyon falan değil uyduruk-kıytırık şeyler. Sonra Türk sineması neden gelişmiyor demeyelim… Evet sevgili okuyucu, ana fikir diyecek olursak: Bu tarz propaganda yapan şahıslarla beş dakika bile karşı karşıya oturup, konuşmaya bile tahammülüm yok. |





