Anladığım kadarıyla Zülfü Livaneli on parmağında on marifet olan insanlardan biri. Şarkıcı, yönetmen, siyasetçi, yazar… Kitabın konusunun ilgimi çekmesi almama sebep oldu. Her ne kadar “mutluluk” isimli kitabını okumayı düşünsem de filmini izlediğimden bir türlü alasım gelmiyor.
Romanın kahramanı Maya isimli orta yaşlı, dul bir kadın. İstanbul Üniversitesinde memur olarak çalışan Maya’ya Amerikadan gelecek ünlü bir profesörü karşılama ve İstanbul’da konuk etme görevi verilir. Bunun nedenlerinden biri Maya’nın İngilizcesinin iyi olması. Bir yandan asosyal ve pısırık yetişen oğluyla ilgilenmek isteyen Maya, kendini bir anda ajanların arasında bulur. Türk, Amerikan ve İngiliz istihbaratçıları Maya’yı sıkıştırmaya çalışır. Bunun nedeni Amerika’dan gelen profesörün ajan olduğu düşünülmektedir.
İstihbaratçıların aksine Maya, profesörü ilk gördüğünden beri fiziğine; tanıdıktan sonra da karakterine hayran olur. Bu arkadaşlık, yaşlı profesörün gençliğinde evlendiği Nadya’yla -daha sonra öldürülecek- aşk hikayesine kadar uzanacak. “serenad” ismi de profesörün Nadya’ya olan aşkından geliyor. Adam o kadar seviyor ki Nadya için kemanla bir beste yapıyor. Serenad für Nadya…
Alman asıllı Amerikalı olan profesörün, nazi Almanyası zamanında, yahudi olan eşinin yaşadıkları ve sonunda İstanbul semalarında diğer yahudilerle beraber geminin içerisinde nasıl öldürüldüğü anlaılıyor.
Kitabı beğendim, tavsiye ederim.


