Archive for the 'istanbul' Category

Miniatürk’ü de gördüm sonunda


Eveeet, sonunda Miniatürk’ü görme mertebesine eriştim :P Merak edip dururdum. İlk iki teşebbüs sonuçsuz kalmıştır.  Bir iki derken üçüncüyü affetmedim. Cuma günü akşamlara kadar ders çalışmanın mükafatı bugün Miniatürk’ü gezmek olsun diyerekten çıktık yollara, atladık Mecidiyeköy’den 54 HaTe’ye. Otobüs hatttını sorduğum adamın “he-te” demeyip, “ha-te” demesiyle “h” gördüğüm kelimelerde “ha” olarak kullandım gün boyu.

Böyle bir yere gidilir de bi dünya fotoğraf çekilmez mi :D Tabii ben buraya benim günlüğüm olduğu için kendimin içinde olduğu resimleri koyuyorum. Yoksa çoğu minyatürün tek tek fotoğraflarını çekip arşivime eklemeyi ihmal etmedim.

Gelelim klasik turist pozuna… Hep gördüğüm ve özendiğim bu komik olayı denemesem olmazdı :) Acemilikten olsa gerek bu denemede ayarı pek tutturamadım. Ama önümüzdeki maçlara bakacağız artık.

Şimdi şöyle; bu pozla arkadaşlarıma şaka yapıcam. “hava alanına gittim oğlum, geçen bi Paris yaptım geldim :P” diyeceğim. Bakalım arka planın minyatür olduğunu kaç kişi çakıcak :)


Archive for the 'istanbul' Category

İstanbul’da yemek sorunum


İstanbul’a geldim geleli -her ne kadar bu yazıyı şu an Bolu’dan yazıyor olsam da- yemek düzenini maalesef oturtamamış bulunuyorum. Ne yesem, ne yapsam gibi soru işaretleriyle dolu düşünceler bazı anlarımı mahvetmiyor değil. Önceki yazılarımdan birinde dediğim gibi karanlık odada kalmak bünyemde uyku sorununa (!) sebebiyet verdiği için, kalkabilip kahvaltı yapamıyorum. İşte güne 1-0 mağlup başlamak için geçerli bir neden. Benim gibi kahvaltı yapmayı seven bir insan için.

Hadi kahvaltıyı geçtim, öğlen yemeklerini de bir şekile okulun yemekhanesinde idare ediyorum. Bu da tamam olsun. Sırada en önemli öğün olan akşam yemeği var. Genellikle evde olduğum zamanlarda karnım aç olur akşamları. Her ne kadar yemek yapmayı bilsem de bu ara evde yemek yapasım gelmiyor. Nedenini çözebilmiş değilim. Arada “Bereket Döner” denen illetten ekmek arası döner sipariş ediyorum. Ve eve çok hızlı ulaşmasına rağmen nedense etleri soğumuş ve tadı nahoş geliyor.

Evin civarında dürümcüler ve börekçiler olsa da akşamları o tarz şeyler yemek istemiyorum. Pizza da 2 hafta da 1′den daha sık yiyemiyorum. Malum hamur işi ve zararlı. Bu ara Burger King’den (hiç beğenmiyorum) bişeyler yer oldum dışarılarda.  Ama yerken de isteksiz bir şekilde yiyorum.

Bugün bir video izledim. Söylenene göre mc donald’s kesimhanesi (olay videosu Türkiye’de geçmiyor sanırım) hayvanları uyutup kesici bir alete atıyor ve komple hayvanlar derisi yüzülmeden parçalara ayrılıyor. Eğer bu doğruysa halimiz içler acısı. Video’yu izleyince “fast food” denen hızlı yiyecek restoranlardan soğudum.

Ne diyim, umutla bakmak istiyorum, şu yemek sorunum çözülsün n’olur Allahım…


Archive for the 'istanbul' Category

Büyükada


Ne zamandır gitmeyi istediğim bir yer vardı, Adalar… Bunu kısmen gerçekleştirdik. Dün Gizem’le Büyükada’ya gittik, vakit kalsaydı Heybeliada’ya da uğrayacaktık. Vapur’dan etrafı seyretmek acayip keyifli. Zaten benim gibi vapura binmeyi seven birini vapurla adalara varmak mutlu etti.

Vapurdan adaları seyrederken, keyifle uçan martılar ilgimi çekti.

Neyse adaya varıyoruz ve direk bisiklet kiralıyoruz. Orada genellikle ya bisiklete biniliyor ya da faytona.

Daha önce yaptığımız araştırmaya göre adanın en tepesindeki Aya Yorgi manastırına gitmeye karar verdik. Lakin o kadar yokuş var ki, yer yer pedal çevirip, kalan kısmı yürüyerek gitmek zorunda kaldık. Ama tabii her yokuşun bir inişi vardı, o bambaşka bir zevk :)

Manastırı biraz daha görkemli bekliyorduk, bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. “Bu muydu en tepeye yaptıkları” gibisine cümleler sarfettirdi. Bu arada gözümden kaçmadı ziyaretçilerin çoğu turistti. Hatta ve hatta manastırı bulmak için turistlerden yer tarifi aldık. Kim turist belli değil :)

Ada’da çok estetik görünümlü ev vardı. Bol bol fotoğraf çektim bisikletteyken. En beğendiklerimden biri de buydu. Dünyanın tüm sorunlarından kurtulup, kafa dinlenesi bi yer. İleride böyle bir yerde kısa zamanlı yaşamayı isterim.

Sonuç olarak güzel bir geziydi. En kısa zamanda Heybeliada’yı da görmek istiyorum.


Archive for the 'istanbul' Category

Julien De Smedt konferansı


Perşembe günü Alper’le birlikte dünyaca ünlü genç mimar Julien De Smedt’in Fulya’daki YEM’de düzenlediği konferansta biz de vardık.

Çarşamba günü Alper’in: “Perşembe akşamına plan yapma konferansa gidiyoruz” şeklindeki mesajıyla ben de plan yapmayarak tamam dedim. Alper’in kuzeni Sibel abla, sağolsun bizim giriş işlemlerimizi ayarladı. Salon tamamen doluydu. Katılımcılar İstanbul’daki mimarlar ve mimarlık öğrencilerinden oluşuyordu.

Daha önce bu mimarı tanımıyordum ve öğrendiğime göre genç yaşta olmasına rağmen bir sürü ödül toplamış ve dünyanın en iyi mimarı seçilmiş bir ara. Yaklaşık 30-32 yaşında. Oldukça mütevazi ve alçakgönüllü biri. Sunumdan 10-15 dk önce pc’yi ayarlarken arkadaki kızlar ve Alper O’nu teknisyen sandılar. “Yok yok bu değildir” dediler ama  O’ydu. Ben bildim :) Aslında mimar olduğu belli oluyordu, o karizma vardı.

Bütün çalışmaları fazlasıyla özgündü. Ben en çok yukarıda fotoğrafı olan projeyi beğendim. Adı: “brothers home” Kutu şeklinde büyük salonlar var kimi otopark, kimi toplantı salonu kimi odalardan oluşan bir kutu. Bunların üzerine iki kat bunlar gibi salonlar yerleştirmişler. Fikir çok hoşuma gitti. İleride böyle bir yer yapmak isterim doğrusu.




Warning: stristr() [function.stristr]: Empty delimiter in /home/omurteki/public_html/wp-content/plugins/wassup/wassup.php on line 2093