Archive for the 'hayata dair' Category

Mükemmel Gün


Haber bültenleri “habercilik“ten çıkıp yorumculuğa soyunmaya başladı. Mehmet Ali Birand bunun örneklerinden bir tanesi. Çankırı Valisi kentteki açık alanlarda içki içilmesini yasaklamış ama haberi izlerken bir de bakıyoruz Birand, Vali’yi IV. Murat’a benzetiyor. Bildiğimiz gibi IV. Murat da içkiyi yasaklamıştı. Bu tavrı hiç hoşuma gitmedi. Gerçi sadece o değil Kanal D Haber iyice bayağılaşmaya başladı. Deniz Arman‘ın sunduğu günlerde de haber manşetleri hoyratça geçiliyor  ve ben bir izleyici bunun böyle devam etmesinden sıkıldım.

İçki yasağı konusuna gelince bence gayet güzel bir karar. Vali’nin kanuni haklarını kullandığı kararında, yasak uygulanacak yerler; arabaların içi, sokaklar ve park alanları. Yani içecek adam evinde içsin, dışarıda sarhoş olup, diğer vatandaşları rahatsız etmesin. Zaten bu kararın çıkmasının sebebi de vatandaşların, dışarıda içki içen insanlar tarafından huzurunun bozulması. Dolayısıyla haklı olarak vatandaşlar da şikayet etmiş, Vali de gereğini yapmış. Kendisini bu kararından doğru tebrik ediyorum.

Bunlar bi yana uyuşturucunun ne kadar güzel bir şey olduğu fakat insanda bağımlılık yapması ve ilerleyen zamanlarda hem ruhen hem de fiziken zararı yüzünden denemesek de biliyoruz ki insanı bulutların üzerine çıkarıyormuş. Şüphesiz konusu uyuşturucu olan en beğendiğim film “Trainspotting“. Filmde öyle bir şarkı var ki insanı “an“dan soyutlayıp, gelecekte yaşamış olacağı tatlı bir “anı“ya götürüyor.

Şarkının adı “perfect day” yani “mükemmel gün” Lou Reed söylüyor. Şarkıyı açıp yatağınıza uzanın ve hayal edin. Düm düz yeşillerde dolu bir ovadasınız. Ayaklarınızın altında bir kaç çiçek, gözlerinizin baktığı yerde yaşlı bir çınar ağacı… Şarkı ilerledikçe hayali basamakları çıkıp, gökyüzüne erişiyorsunuz ve pofuduk bulutlara uzanıp, etrafı geçiyorsunuz. Piyano ve keman sesi başladığında etrafınızda bir birini kovalayan kuş sürüleri… Ve uzandığınız yerden onları izliyorsunuz…

Niye mi bunları anlattım? Bu şarkıyı dinlerken hep öyle hissesederim.


Archive for the 'hayata dair' Category

Huzur


Tanrım, o kadar hafifim ki… Bir keresinde zengin biri şöyle demişti: “Para var huzur yok” Güzel tespit tabii ki. En azından olayların farkında. Peki ya henüz zengin olmayan ben? An itibariyle kendimi huzura ermiş hissediyorum. Elin zenginleri bile parayla huzur alamadıklarına göre huzuru bulmak büyük şans. Yok kardeşim sizin zenginliğiniz bi yere kadar. 

Her zaman deney yapan İsviçreli bilim adamları gene boş durmayıp, kendilerine araştıracak konu bulmuş. Sokakta gördükleri her insana sormuşlar: ” Şu anda hayattan ne isterdin? ” Verilen alaturka, marjinal cevapları hepimiz tahmin edebiliyoruz. İşte kimisi ev-araba, kimisi aşk-sevgili, kimi mutluluk vb dileklerde bulunmuş. Dolaşırlarken bir sarhoş görmüşler. Adam eskiden kimya mühendisiymiş, şimdiyse nerde akşam orda sabah misali bir hayat. Adam, cevap olarak hiç bir şey istemediğini söylemiş. Bizim bilim adamları olaya şaşırıp, şüpheyle bakmış tabii. “N’oluyoz lan nie bişey istemio bu ayyaş” demişler. Tamam öyle dememişler buralarını ben uyduruyorum da bu tarz bişey söylemişlerdir illa -uykulu gülümseme-

Ayyaş adamın istediği, hayattaki her şeyin olduğu gibi kalması. Ne güzel değil mi? Tabii mutsuz olan psikopatlar için değil. O kadar dırdır, stres, yoğunluk o kadar esir alıyor ki kendini yaşamayı ihmal ediyor insan. Bizim ayyaş olayı çözmüş, her şeyi boşverip, farklı bir hayat, huzur…

Huzur dolu hayat, hayat hayat huzur. Umarım bana gelen bu huzur molekülleri bir müddet dimağımdan ayrılmaz. Malum finallerim geldi çattı…


Archive for the 'hayata dair' Category

Gerçeküstü İnsanlık v2


Evet önceki yazıma ikinci bir versiyon ekliyorum. Zarlar atılıyor… Tek mi çift mi? Türlü türlü insan var diyordum. Bugün alış veriş yaptım eve gelicem bindim otobüse bi kişinin yanı boş mecburen oturdum. Adam da kirli görünümlü sevmediğim bi insan tipi. Lavuk yayılmış koltuğa. İlk önce bişey demedim, otobüs gitmeye devam ediyorum adam iyice yayılmaya başladı. Hayır pantolonu da kirli, mecburen ben iyice dışa çekildim. Adam artık abartıp iyice yayılıp bacağı bacağıma değince tepem attı, kızdım. Tanıyanlar bilir sinirlenince gözüm döner. Adama söylendim öyle kötü baktım ki ne yapacağını bilemedi hemen apar topar kenara pıstı :) Zaten karşılık verseydi fena yapardım.

Demek istediğim işe yaramaz fuzuli oksijen tüketen amacı olmayan bir sürü insan var. Al işte bi de mahalle karıları vardır. Full dedikodu. Bizim Bolu’da çok var onlardan. Apartmanın önüne oturur, geleni geçeni keserler. Hadi kesmek neyse de gözünün içine de dik dik bakıyorlar. Örneğin ben o tarz bakışlardan rahatsız olurum. Ama biraz çaresini buldum: Bazılarına selam vermek :) Onlara selam verip hatırlarını sormak. Zaten iletişim tekniklerinde de vardır bu. “Karşındakinin size tehdit oluşturacağını hissettiğinizde hemen atağa geçip, onunla konuşun”

Gelelim Hadise’ye. Eurovision’da Hadise’den yana umutluyum. İlk üç kesin diyorum. Bakalım ne olacak. Bir de bir güruh var ki sormayın. Hadisenin elbiselerine takmışlar. TRTciler Hadise’nin eroETİK buldukları klibini yayınlamamışlardı biliyorsunuz. Şimdi de kırmızı kıyafet tartışması çıktı. Arka dekorun rengi yüzünden hatunun sönük kalmışmış. Danscı elemanı beğenmemişlerMİŞ. Gerçi benim fırsatım olmadı yarı finali izleyemedim. Finali bi terslik olmazsa izlerim, bakalım.

Bi haber okudum yuhh dedim. Adam 35 senedir yıkanmıyormuş. Hahahaa. İnancına göre vücudunu kirden arındırmak için toprak sürüyormuş. Tabii mevzu Hindistan’da oluyor. Bizde aynı şeyi yapana “çingene” diyorlar. Gerçi, Jean Christophe Grangé “Leyleklerin Uçuşu” veya “Kızıl Nehirler” kitaplarından birinde balkanlardaki çingenelerin nazara inandıkları için banyo yapmadıkarını yazmıştı. Eğer bi çigene kızı banyo yaparsa o kadar güzel oluyormuş ki ona imrenerek bakan insanlar yüzünden nazar değip, başına bin bir türlü iş geliyormuş. Bu yüzden kirli kalıp nazarı uzak tutuyorlarmış :)

Vaziyet budur sayın seyirciler…


Archive for the 'hayata dair' Category

Gerçeküstü İnsanlık


Dünya dönedursun, farklı ülkelerdeki farklı insanlar eylemlerini yapmaya devam etsinler. Son zamanlarda farkettim ki sayamayacağım kadar “karakter” çeşidi varmış. Bilinçaltımıza yerleşmiş fakat; hislerimizi zorlayıncaya kadar o insanların karakterleri çoğumuzun umrunda değil.

 Normalde bizim ülke dışındaki terör olaylarını pek takip etmem. Usame bin Ladin’in adamları kime dadanmış, Afganistan’da neler oluyor falan bunları takip edecek vakit bulamıyorum. Gel gelelim geçen gün izlediğim videoya…

Ülke bir Arap ülkesi. 12-13 yaşındaki çocuk teroristler canlı canlı bir adamın başını bıçakla keserek koparıyor. Normalde kendimi dayanıklı biri olarak gördüğümden videoyu izlemeye karar verdim. Verdik vermesine de, videonun benim bilincime verdikleri insanlıktan soğuma derecesine getiriyor.

O çocuğun nasıl gözü dönmüştür ki diri diri bir adamı kurbanlık koyun gibi kesiyor. Evet, tahmin ettiğiniz gibi tamamını seyredemedim, duygularım buna izin vermedi. Ve bir insanın nasıl vahşice katledildiğini görmek insanlığı ve kişilikleri sorgulamama neden oldu.

Her düşünebilen, eylem yapan iki elli, on parmaklı varlıkların insan olarak nitelendirilmesinin yanlış olduğunu söylüyorum. Sadece terör değil. Bu yazım terör ağırlıklı oldu evet ama insan olmayı haketmeyen bir sürü mahlukat var.

Neyse aslında daha yazacaklarım vardı ama düşünmek istemiyorum, şimdilik bu yazı yarım kalsın devamı gelecek…