Archive for the 'hayata dair' Category

Bayram gelmiş zaman geçmiş


Uzun zaman olmuş günlüğe yazmayalı. Son günleri o kadar hızlı yaşadım ki… Peki son zamanlarda neler yaşadım onlardan bir kaç özetleme yapacak olursam;

1) Son 40 gün boyunca çalıştığım İTU Proficiency’den (İngilizce yeterlilik sınavı) 70 alarak geçtim. Sonunda İTÜ’ye kapağı attım ve ilk dersimiz 28 Eylül’de başlıyor. Sınava hazırlanmadan önce pu-ro-fi-si-en-ci olarak telaffuz eden bu bünye sonunda bine yakın kelime ezberleyerek ve gramerdeki açıkları kapatarak sınavdan geçmeyi başardı.

2) İstanbul’a gitmezden önce bir iki hafta boşluğum varken, mağazadan tezgahtar olarak bayrama kadar çalışmam için aradılar. Ben de bu boşluğu değerlendirip, hem para kazanıp, hem de hayat tecrübesi edineyim dedim. Patron, kıyafetlere bakmak için gelen müşterilere nasıl da mal satılacağını ve ikna edicilik yöntemlerini öğretti. Bunlar sanırım ileride çok işime yarayacak. İnsanlarla iletişim kurarken de farklı hayat standartları olan insanları nasıl yaklaşmam gerektiğini öğrendim. İş fena halde yorucuydu. Günde on beş saat çalıştığım gün oldu. Neyse ki bitti.

3) Tv’deki Münevver-Cem haberlerini fırsat buldukça izledim. Gördüklerimin bazıları beni şaşırttı. Tam yedi ay olmuş. Bu kadar uzun sürdüğünü söylemeseler bilemeyecektim. Habercilerin haber pahasına merhamet göstermeksizin kızın babasıyla röportaj yapma istekleri, ekmeğin aslanın ağzında değil, midesinde olduğunu bir kez daha hatırlattı. Ölen kızın babasının da günden güne ruh sağlığının bozulması da cabası.

4) Bayramın soğuk geçmesi iyi geçmemesine bir neden olarak gösterilebilir. Şayet, hava açık ve sıcak olsaydı bu psikolojime de yansıyacak, daha rahat hissedecektim. Evde üşümekten hoşlanmıyorum. Bir de bayramda şeker toplamak için kapıya gelen çocuklar, bu bayram pek de umrumda değildi.

5) Mobil telefon hatları reklamlarını Tv’de izlerken rahatsız olmaya başladım. Turkcell reklamlarında Hidayet ve yanındaki şebeklik yapan şahsiyet hiç de sempatik gelmiyor. Ali Sabancı’yı da hatır gönül işi olarak Vodafone reklamlarında oynatmaları hoş değil. Avea’lı Aslıyla, Avea’sız bilmem kimin devam reklamında da rolü oynayan kişi çok yapmacık geliyor.

6) Fenerbahçe altı maçta altı yapsa da oynan futbolu beğenmiyorum. İyi olmayan takımlara karşı çoğunluğu duran toplardan atılan goller beni karamsarlığa sürüklüyor. Fenerbahçe’nin ofans futbolu oynamasını isterdim. Şu Zico’yu neden gönderdiler ki anlamış değilim. Maçları izlerken keyif alıyorduk o zamanlar.

 

Şimdilik bu kadar.


Archive for the 'hayata dair' Category

Kandil ve lokumlar


Bugün kandil olması sebebiyle babamla yatsı namazından önce camiiye gittik. Kur’an-ı Kerim okundu, küçük çocuklar ilahi söylediler. İnsan öyle özel bir gecede, özel bir ortamda olunca huzura eriyor. Yaz dolayısıyla Kur’an kursuna gelen çocuklar gül suyu döküp, hobby çikolata ikram ettiler.

Gül suyu çok beğendiğim bi koku değildir ama hobby çikolatayı verince aklıma neden lokum verilmediği geldi. Kandil, mevlüt gibi durumlarda lokum vermeleri hoşuma gider. Neyse bu yazıda iki lafı bir araya getiremiyorum.

Bahadırla İzmitte yaşadığımız anı aklıma geldi. Camii çıkışında lokum vermişlerdi. Onu bitirip, tekrar sıraya girip birer tane daha almıştık. Ne günlerdi…

Böyle şeyleri konuşmayı pek sevmem ama, kandil gecesinde bile camiye yardım talep ettiler. İşte bu olmadı. Her Cuma talep edilmesine alışmıştık da kandilde de beklemiyordum.

Namazımızı kıldık, duamızı ettik, günahlarımız için af diledik. Allah kandilimizi mübarek kılsın


Archive for the 'hayata dair' Category

Ayaklarımda pranga


Ne zaman adım atacak olsam bir engel çıkıyor önüme. Bir çukur, bir uçurum, gürültülü bir kalabalık… Hepsi de beni engellemek için oluşturulmuş yapaylıklar. Ayaklarıma prangalar bağlanmış, hareket etmek sanki gerçekleşmesi imkansız bir düş. Ya da ben hareket etmek istemiyorum. Geçmişin tatlı yüzü geleceğin karanlık sesine dönüşüyor her defasında. Alışkanlıklar değişmezmiş, kabiliyetsizlik de doğuştan bir türlü gelemeyen lütuf.

Zirveye tırmanmayı denerken ya çığ düşer ya da yalnızlık beline bağlanmayan bir halattır. Ne kadar hayal etsem de hayallerimin yerini hesaplayamadığım işlemlerin belirsizlikleri alıyor. Ne yapmalı, nasıl savaşmalı, hangi şekilde değişmeli karar veremiyorum bu ara. Bilinçsizliğin pençesinde yoksullaşmış burukluklar ve kaçışlar kaçışlar…

Dinginliğin ve huzurun şifresini arıyorum her sıkıldığımda. Gene yok, sonuçsuz… Denediklerim sonuca ulaştırmadığı gibi her başarısızlık geri çekilip uzaklaşma sebebi oluyor. Sonuçta iyi şeylerin de kötü şeylerin de peş peşe gelmesini bekleyip devam ediyorum…


Archive for the 'hayata dair' Category

Mükemmel Gün


Haber bültenleri “habercilik“ten çıkıp yorumculuğa soyunmaya başladı. Mehmet Ali Birand bunun örneklerinden bir tanesi. Çankırı Valisi kentteki açık alanlarda içki içilmesini yasaklamış ama haberi izlerken bir de bakıyoruz Birand, Vali’yi IV. Murat’a benzetiyor. Bildiğimiz gibi IV. Murat da içkiyi yasaklamıştı. Bu tavrı hiç hoşuma gitmedi. Gerçi sadece o değil Kanal D Haber iyice bayağılaşmaya başladı. Deniz Arman‘ın sunduğu günlerde de haber manşetleri hoyratça geçiliyor  ve ben bir izleyici bunun böyle devam etmesinden sıkıldım.

İçki yasağı konusuna gelince bence gayet güzel bir karar. Vali’nin kanuni haklarını kullandığı kararında, yasak uygulanacak yerler; arabaların içi, sokaklar ve park alanları. Yani içecek adam evinde içsin, dışarıda sarhoş olup, diğer vatandaşları rahatsız etmesin. Zaten bu kararın çıkmasının sebebi de vatandaşların, dışarıda içki içen insanlar tarafından huzurunun bozulması. Dolayısıyla haklı olarak vatandaşlar da şikayet etmiş, Vali de gereğini yapmış. Kendisini bu kararından doğru tebrik ediyorum.

Bunlar bi yana uyuşturucunun ne kadar güzel bir şey olduğu fakat insanda bağımlılık yapması ve ilerleyen zamanlarda hem ruhen hem de fiziken zararı yüzünden denemesek de biliyoruz ki insanı bulutların üzerine çıkarıyormuş. Şüphesiz konusu uyuşturucu olan en beğendiğim film “Trainspotting“. Filmde öyle bir şarkı var ki insanı “an“dan soyutlayıp, gelecekte yaşamış olacağı tatlı bir “anı“ya götürüyor.

Şarkının adı “perfect day” yani “mükemmel gün” Lou Reed söylüyor. Şarkıyı açıp yatağınıza uzanın ve hayal edin. Düm düz yeşillerde dolu bir ovadasınız. Ayaklarınızın altında bir kaç çiçek, gözlerinizin baktığı yerde yaşlı bir çınar ağacı… Şarkı ilerledikçe hayali basamakları çıkıp, gökyüzüne erişiyorsunuz ve pofuduk bulutlara uzanıp, etrafı geçiyorsunuz. Piyano ve keman sesi başladığında etrafınızda bir birini kovalayan kuş sürüleri… Ve uzandığınız yerden onları izliyorsunuz…

Niye mi bunları anlattım? Bu şarkıyı dinlerken hep öyle hissesederim.




Warning: stristr() [function.stristr]: Empty delimiter in /home/omurteki/public_html/wp-content/plugins/wassup/wassup.php on line 2093