Archive for the 'güncel' Category

Olmamış Hande abla


Hande Yener şüphesiz benim severek dinlediğim hanım şarkıcılar arasındadır. Türkçe pop’ta Hande Yener derim başka da bişey demem :) Çok da güzel ablamızdır. Müzik tarzı git gide değişse de hala severek dinliyorum.

Tabii sadece müzik tarzı değişmiyor. Kendine yeni yeni imajlar yapıyor. İmagemaker’ı kim diye düşündüğümde biri aklıma geliyor ama :( off.  Soyadı “Doğulu” olan bi eleman var. -adı aklıma gelmedi- Çok antipatik geliyor. Hande Yener’in de makyajını falan hep o yapıyor tv’den gözlemlediğim kadarıyla.

Elemanı zaten gözüm tutmadı ya. Eğer imagemaker’ı oysa biraz kopyacılık yapmış. Siz de Amy Winehouse ve Hande Yener arasındaki benzerlikleri farkettiniz mi?

Hande Yener’in yeni imajında saç rengi koyulaşmış, kaşlar ovalleştirilmiş ve kirpikleri de her ne yaptılarsa -o kadarını bilemem- aynı Amy Winehouse.

Ya sen o kadar hoş hatunsun benzeye benzeye kötü Amy Winehouse’a mı benzedin Hande abla :D Tabi senin her halin güzel ama keşke o kötü kadına özenmeseydin…

Not: Birinci resim Hande Yener. İkincisi Amy Winehouse.


Archive for the 'güncel' Category

Gerçeküstü İnsanlık v2


Evet önceki yazıma ikinci bir versiyon ekliyorum. Zarlar atılıyor… Tek mi çift mi? Türlü türlü insan var diyordum. Bugün alış veriş yaptım eve gelicem bindim otobüse bi kişinin yanı boş mecburen oturdum. Adam da kirli görünümlü sevmediğim bi insan tipi. Lavuk yayılmış koltuğa. İlk önce bişey demedim, otobüs gitmeye devam ediyorum adam iyice yayılmaya başladı. Hayır pantolonu da kirli, mecburen ben iyice dışa çekildim. Adam artık abartıp iyice yayılıp bacağı bacağıma değince tepem attı, kızdım. Tanıyanlar bilir sinirlenince gözüm döner. Adama söylendim öyle kötü baktım ki ne yapacağını bilemedi hemen apar topar kenara pıstı :) Zaten karşılık verseydi fena yapardım.

Demek istediğim işe yaramaz fuzuli oksijen tüketen amacı olmayan bir sürü insan var. Al işte bi de mahalle karıları vardır. Full dedikodu. Bizim Bolu’da çok var onlardan. Apartmanın önüne oturur, geleni geçeni keserler. Hadi kesmek neyse de gözünün içine de dik dik bakıyorlar. Örneğin ben o tarz bakışlardan rahatsız olurum. Ama biraz çaresini buldum: Bazılarına selam vermek :) Onlara selam verip hatırlarını sormak. Zaten iletişim tekniklerinde de vardır bu. “Karşındakinin size tehdit oluşturacağını hissettiğinizde hemen atağa geçip, onunla konuşun”

Gelelim Hadise’ye. Eurovision’da Hadise’den yana umutluyum. İlk üç kesin diyorum. Bakalım ne olacak. Bir de bir güruh var ki sormayın. Hadisenin elbiselerine takmışlar. TRTciler Hadise’nin eroETİK buldukları klibini yayınlamamışlardı biliyorsunuz. Şimdi de kırmızı kıyafet tartışması çıktı. Arka dekorun rengi yüzünden hatunun sönük kalmışmış. Danscı elemanı beğenmemişlerMİŞ. Gerçi benim fırsatım olmadı yarı finali izleyemedim. Finali bi terslik olmazsa izlerim, bakalım.

Bi haber okudum yuhh dedim. Adam 35 senedir yıkanmıyormuş. Hahahaa. İnancına göre vücudunu kirden arındırmak için toprak sürüyormuş. Tabii mevzu Hindistan’da oluyor. Bizde aynı şeyi yapana “çingene” diyorlar. Gerçi, Jean Christophe Grangé “Leyleklerin Uçuşu” veya “Kızıl Nehirler” kitaplarından birinde balkanlardaki çingenelerin nazara inandıkları için banyo yapmadıkarını yazmıştı. Eğer bi çigene kızı banyo yaparsa o kadar güzel oluyormuş ki ona imrenerek bakan insanlar yüzünden nazar değip, başına bin bir türlü iş geliyormuş. Bu yüzden kirli kalıp nazarı uzak tutuyorlarmış :)

Vaziyet budur sayın seyirciler…


Archive for the 'güncel' Category

Gerçeküstü İnsanlık


Dünya dönedursun, farklı ülkelerdeki farklı insanlar eylemlerini yapmaya devam etsinler. Son zamanlarda farkettim ki sayamayacağım kadar “karakter” çeşidi varmış. Bilinçaltımıza yerleşmiş fakat; hislerimizi zorlayıncaya kadar o insanların karakterleri çoğumuzun umrunda değil.

 Normalde bizim ülke dışındaki terör olaylarını pek takip etmem. Usame bin Ladin’in adamları kime dadanmış, Afganistan’da neler oluyor falan bunları takip edecek vakit bulamıyorum. Gel gelelim geçen gün izlediğim videoya…

Ülke bir Arap ülkesi. 12-13 yaşındaki çocuk teroristler canlı canlı bir adamın başını bıçakla keserek koparıyor. Normalde kendimi dayanıklı biri olarak gördüğümden videoyu izlemeye karar verdim. Verdik vermesine de, videonun benim bilincime verdikleri insanlıktan soğuma derecesine getiriyor.

O çocuğun nasıl gözü dönmüştür ki diri diri bir adamı kurbanlık koyun gibi kesiyor. Evet, tahmin ettiğiniz gibi tamamını seyredemedim, duygularım buna izin vermedi. Ve bir insanın nasıl vahşice katledildiğini görmek insanlığı ve kişilikleri sorgulamama neden oldu.

Her düşünebilen, eylem yapan iki elli, on parmaklı varlıkların insan olarak nitelendirilmesinin yanlış olduğunu söylüyorum. Sadece terör değil. Bu yazım terör ağırlıklı oldu evet ama insan olmayı haketmeyen bir sürü mahlukat var.

Neyse aslında daha yazacaklarım vardı ama düşünmek istemiyorum, şimdilik bu yazı yarım kalsın devamı gelecek…


Archive for the 'güncel' Category

Yaşasın Ütopyacılık


Yazmam geldi, tutamam kendimi başlıyorum. Dünyanın bin bir türlü derdi var, bitmez. Hastalıklar mütemadiyen kol gezmekte. Tarihi romanlarda -ki pek sevmem Amin Maalouf‘inkiler hariç- yok vebaymış, ateşli hummaymış bahsederler. Bizim çağımızdaysa deli dana, kuş gribi hastalıkları çıktı. Şu sıralar da gazeteler manşet geçiyor: “Domuz Gribi” Hobaa bi domuzun gribi eksikti… Yok ismi bi kere antipatik geliyor. Tabii domuz gribi henüz Amerika kıtasında fink atıyormuş. Biz Türk‘üz. Virüs bizim memlekete gelene kadar önlem almayız :) Hahahaa… Hayır inkar etmiyorum ben de böyleyim. Bizim genetik kodlarımız böyle düzenlenmiş, Allah vergisi. Doğru düzgün araştırma yapıp, önlemi şimdiden almak bize göre değil…

Dün gazetede okudum gene buzullardan bir parça daha kopmuş. Küresel ısınma şeysi gündeme giriyor. Yani yapay bi göz korkutma zamazingosu mudur değil midir emin olamadım. Amerika’nın eski başkan adayı Al Gore sırf bu küresel ısınma için belgesel bile çekmişti. Adı da: Uygunsuz Gerçek. İngilizcesi neydi “Inconvenient Truth” olması lazım. Hatta belgeselin sonunda çok damar bi şarkı da çalıyordu. Kadının teki i need to wake up, i need to move niralarında bağırsıyordu. Ama ne biliym Dünya 4.6 milyar yıldan beri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdiye kadar ne hava değişimleri, ejderhalar, dinazorlar geldi gitti, halen ayakta. Ne yıllarmış bee demeden de edemiyor insan. İşte o zamanlar dişleri olan koca koca kanatlı arceopterix denilen dev kuşlar falan varmış.

İnsan kendi yaşam alanını tanımadığı insanlarla bazen paylaşmak istemiyor. Atıyorum, yoldan yürürken yanından üç yüz tane insan geçiyor. Bunların iç yüzlerini göremiyoruz ama kimisi katil, kimi hırsız, kimi de terorist… Ülke çapında yapılan istatistiklere bakıldığında o kadar çok tarikat, örgüt vb kötü topluluk varmış ki, duyduğumda korkmuştum. Sayıları veremiyeceğim çünkü hatırlamıyorum.

Ayn Rand teyzemizin -ya da ninemizin demeliyim- Atlas Vazgeçti isimli kitabında çok güzel bir ütopya örneği gördüm. O kadar beğendim ki… Hani kadın benim içimdeki hislere tercüman olup, kağıda karalayıvermiş resmen. Dünyadaki sömürücü işe yaramaz insanlardan kaçan bir grup akıllı, büyük bir araziye kendi küçük dünyalarını inşaa ediyor. Diğer insanlar onların yaşam alanını göremesin diye de lazerli özel ışınlarla yansıtıcı yapıyorlar ve yukarıdan uçaklar geçerken orası dağ veya tepe olarak görüyorlar. Kara yoluyla da ulaşım mümkün değil. Eğer zorla bodozlama dalmak isteyen sazanlar olursa, mekana girme teşebbüsünü yaptıkları an elektrik çarpıyor.

Bazen benim aklıma da garip garip ütopya fikirleri geliyor. Tanıyanlar bilir, sigaradan çok rahatsız olurum. Bi de biri yanımda içince kıyafetlerime kötü koku sinecek diye de sıkıntı yaparım. Tembel insan da sevmem. Keza cahil insan da… Bunları örneklerle çoğaltabiliriz. Sonuç itibariyle; benim gibi düşünen özel insanlarla kendi dünyamızı kurmak isterdim. Kimse bizi rahatsız edemeden dilediğimizce yaşamak…

Ya da istemediklerimizi yok edip, dünyanın bize kalması -hain kahkaha efekti muhahaaa-