Kapadokya gezisi

Askerlik bitti sonunda ve rahat nefes aldığımı, hem de yaşadığımı hissediyorum. 17 Mayısta babamlar arabayla Aksaray’a geldi ve direk Kapadokya bölgesine doğru yola koyulduk. Babam sağ olsun planı yapmıştı ve güzergahlarda bir kaç değişiklik yaparak turumuzu tamamladık.

Rota şöyle:

1) Göreme

2) Çavuşin

3) Paşabağı

4) Zelve Vadisi

5) Avanos

6) Ürgüp

7) Ortahisar

8) Uçhisar

9) Hacıbektaş

Göremeye ilk adımımızı attık, bir de baktım her yer turist. Genelde Fransızlar ve Kore-Japon taraflarından gelen insanlarla doluydu. Hatta bir Kore’li genç fotoğraf çekmemi rica etti, ben de askerden sonra farklı insanlarla konuşmak için bir kaç bir şeyler sordum :)

Fotoğrafta uğraşırmış gibi yaptığım şey; dilek ağacı. Millet, ağacın üzerine poşet veya peçete bağlayıp dilek diliyormuş. Ben doğal olarak dilemedim.

Hemen sonra, haritamızdan rotaya bakarak Çavuşin kilisesi’ni ziyaret etmeye karar verdik. Ziyaret ücreti 8 TL imiş. O an müze kartımın olmamasına üzüldüm. Mecbur para verip girdik artık.

Kayalıkların içindeki kilisenin duvarlarında alışılmış figürler vardı. Hz İsa ve Meryem resimleri. İçeriden tırmanarak üst katlara da çıkış vardı.

Paşabağı, gezide en beğendiğim yerlerden bir tanesiydi. Mantar kayaların ihtişamından etkilendim.

Ve sıra geldi en beğendiğim yere: Zelve Vadisi… Fotoğraf aşağıda.

Burası, Peri Bacalarının en yoğun olduğu yer. Üç tane vadiden oluşuyor. İçinde, 9. ve 13. yy’dan kalma bir sürü kilise ve bir tane de camii var.

Sırf burası için bile bir harita yapmışlar. Haritada kiliseler, tüneller ve yollar işaretlenmiş. Haritaya göre takip edilmezse insan kaybolabilir bile. Buranın da giriş ücreti 8 TL idi; fakat bu sefer burada Müze Kart bulmayı başardım ve gezimizin geri kalan yerlerini ücretsiz olarak ziyaret edebildim.

Buradan birinci tünele giriliyor ve çıkış epey bir uzakta. Tünele girip ilerlemeyi denedim ama karanlıkta yolu bulmak zordu. Vazgeçip geri döndüm.

Birinci günün sonuna doğru konaklamak üzere Avanos’a geldik. Babam daha önce buradan telefonla Öğretmenevinde kalmamız için rezervasyon yaptırmış. Burayı konaklamak için tavsiye ederim. Hem fiyatları uygun hem de çalışanlar güler yüzlü insanlar. Kişi başı gecelik ücret: 25 TL kahvaltı dahil.

Avanos, tarihi evleri ve çanakçılarıyla ünlü bir kent. Safranbolu evlerinden sonra buranın yerleşik düzeni hoşuma gitti. Yalnız fiyatlar biraz uçuk. Çanakçı dükkanlarının üzerinde mesela “Chez Ali” gibi isimler yazıyor. Bir esnafa bu “chez” ne demek diye sorduğumda; kelimenin Fransızca “nın yeri” anlamına geldiğini söyledi. Örneğin “Ali’nin yeri” Buradaki turistlerin çoğu Fransızdı zaten.

Buranın neresi olduğunu hatırlayamadım :)  Yalnız üzerimdeki gömlekten birinci gün gezdiğimiz bir yer olduğunu anlıyorum. Muhtemelen Zelve-Avanos arası. Zaten Kapadokya bölgesini; yarıçapı 15 km olan bir çember olarak düşünürseniz, kentler arasında kalan yerler peri bacalarıyla dolu.

Ertesi gün soluğu Ürgüp’de aldık. Buranın şehir yapısı gerçekten düzenli. Ama Yollar biraz dar.

Ortahisar denen şey, kayalıklardan oluşmuş bir kale. Hisardan aşağıya doğru bakınca da görünen manzara buydu. Orada yaşasam muhtemelen akşamları yanıma yiyecek içecek alıp, kafamı dinlerdim.

Bu da Uçhisar. Ortahisarla ikisi bir birlerine benziyorlar. Ortahisardan sonra buraya çıkmayı gözüm yemedi. Çünkü hem tehlikeli hem de yorucu.

Bolu’ya gitmek için vaktimiz azalınca son olarak da Hacıbektaşı görelim dedik. Ben orayı Kırşehir’e bağlı zannediyordum ama değilmiş. Nevşehir’in ilçesi.

Babam, Allah’tan arabaya GPS cihazı almış. Bu sayede gideceğimiz yerleri bulmakta zorlanmadık.

Çarşıda gözüme takılan bir kare.

Hacı Bektaş’ın öğütleri.

Burada tahılların eşit şekilde dağıtımı yapılıyor ama hikayeyi tam olarak biliyorum. Çok vaktimiz olmadı gezmeye.

Son olarak Çilehane’yi görmek istiyordum, orada insanlar sabırlarının sınırını zorluyorlarmış ama gezmeye vakit kalmadı…

Sıkıldınız mı?

Ben sıkıldım :)

Çerkezköy-Çorlu-Tekirdağ-Kumbağ

Dönüp dolaşan tilki misali dün gece döndüm Bolu’ya. Yalnız şunu söyleyelim bu sıcaklarda otobüslerdeki klimaların neden bozulacağı geliyor bilmiyorum. Kendimi çöldeki bahtsız bedevi gibi hissettim resmen. Önce Bolu’dan İstanbul’a giderken klimalar bozuktu ve herkes kan ter içinde kaldı. Hatta kavga çıktı mavinle kavga ettiler. Sonra dün Çerkezköy’den İstanbul’a gelirken tam bizim hizamızda klima bozuktu, şanssızlığın bu kadarı olur dedim.

Kumbağ’a vardığımızda saat 11.30 civarıydı kalacak otel-pansiyon vs bulamadık, hepsi doluydu. Sonra öğrendik ki oranın uyanık yerel halkı evlerinden oda kiralıyordu. Lakin onlarda da yer bulmak çok zordu. Abartısız 2 saat sıcakta yer aradık ve sonunda bulduk. Bu fotoğrafı da oda bulup, yerleşirken mayışmış vaziyetteyken Bahadır çekti.

Bu fotoğraf da dün sabah Kumbağ plajında poğaçalarla kahvaltı ederken çekildi. Deniz dalgasız ve temizdi, şaşırdım. En son buraya geldiğimde hatırlıyorum denizdeki yosunlardan denize girememiştik.

Akşam denizden çıkıp sokaklarını ve caddeyi dolaştık. Tam bir turistik mekan. İnsanları da iyi. Arada şoparlar ve çingeneler de yok değil hani.

Evet, gelelim kepazeliğe :) Düğünlere davet edilmeyip de katılan magandaların sayısı son zamanlarda çoğalmış. İstatistiklere göre Türkiye’deki düğünlerin % 30′una davet edilmeyen magandalar katılıyormuş. Ehh, biz de yürürken çok yorulduk, meydanda bi yer gördük ve dedik ki şurada biraz dinlenelim hem buranın düğünlerini görelim. Derken sandalyelere oturduk sonra bi de baktık oradaki insanların 98/100 ü kadın. Hass… dedikten sonra anladık ki orası düğün değil kınaymış. Neyse bozuntuya vermeden biraz oturup, dinlendik. Sonra da yolumuza baktık.

Büyükada

Ne zamandır gitmeyi istediğim bir yer vardı, Adalar… Bunu kısmen gerçekleştirdik. Dün Gizem’le Büyükada’ya gittik, vakit kalsaydı Heybeliada’ya da uğrayacaktık. Vapur’dan etrafı seyretmek acayip keyifli. Zaten benim gibi vapura binmeyi seven birini vapurla adalara varmak mutlu etti.

Vapurdan adaları seyrederken, keyifle uçan martılar ilgimi çekti.

Neyse adaya varıyoruz ve direk bisiklet kiralıyoruz. Orada genellikle ya bisiklete biniliyor ya da faytona.

Daha önce yaptığımız araştırmaya göre adanın en tepesindeki Aya Yorgi manastırına gitmeye karar verdik. Lakin o kadar yokuş var ki, yer yer pedal çevirip, kalan kısmı yürüyerek gitmek zorunda kaldık. Ama tabii her yokuşun bir inişi vardı, o bambaşka bir zevk :)

Manastırı biraz daha görkemli bekliyorduk, bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. “Bu muydu en tepeye yaptıkları” gibisine cümleler sarfettirdi. Bu arada gözümden kaçmadı ziyaretçilerin çoğu turistti. Hatta ve hatta manastırı bulmak için turistlerden yer tarifi aldık. Kim turist belli değil :)

Ada’da çok estetik görünümlü ev vardı. Bol bol fotoğraf çektim bisikletteyken. En beğendiklerimden biri de buydu. Dünyanın tüm sorunlarından kurtulup, kafa dinlenesi bi yer. İleride böyle bir yerde kısa zamanlı yaşamayı isterim.

Sonuç olarak güzel bir geziydi. En kısa zamanda Heybeliada’yı da görmek istiyorum.

Sezer’le Akçakoca ve Düzce

Perşembe günü Sezer’le ne zamandır planladığımız Akçakoca’ya gitme işini sonunda gerçekleştirdik. Yılın bu ayı Akçakoca kalabalık olur normalde. Lakin bu sene Ramazan ayına denk gelince işin rengi biraz değişti. Kalenin oradaki plaja gittiğimizde deniz güzel fakat; sahil kalabalık değildi. Biraz güneşlenip bol bol muhabbet ettik ve kahkalardan yıkıldık. Sezer’le en son Haziran ayında mezuniyetime geldiğinde görüşmüştük. Hemen hemen 2 ay olmuş görüşmeyeli.

 

       (Sezerden karizmatik bir poz)

Plajdan ve manzaradan sıkılıp Düzce’ye gitmeye karar verdik. Ama gitmeden önce “kale” denilen yeri gezdik. Güzel manzarası var. Orada 4-5 metre derinliğinde dilek kuyusu ve deniz kızı heykeli vardı. Kuyuya para atılıp, dilek dileniyor. Tabii biz attık mı, tabii ki hayır :)

Bu da dilek kuyusunun güzel bir dille yazılmış açıklaması. Deniz kızı heykelinin resmini çektim ama güzel çıkmadığı için buraya koymuyorum.

Burası da kalenin çıkışı. Arabaya doğru giderken Akçakocayla ilgili son resimlerimizi çekiliyoruz :)

Kısa süre sonra Düzce’deki aquaparka geldik. Buraı da fazla kalabalık değildi. Taş çatlasaın 25-30 kişi vardı. Her ne kadar denize ve havuza gelsek de bugün de oruçluydum. Sıcağa rağmen susamadım. Burada bol bol yüzüp, dolambaçlı kaydıraklardan kaydık. Çok eğlenceliydi. Fotoğraf çekmeye bile fırsat kalmadı, o derece :)

Sezer’le bir araya geldiğimizde video çekmesek olmaz. Üç tane de komik video çektik. Havuza dalış yaparken de doğaçlama bişeyler yaptık. Ama onları yüklemiyorum… ;)