230 m yüksekten İstanbul manzarası

Pazartesi her zamanki gibi İstanbul’daydım. Sabahki dersten vize olduk, öğleden sonra da matris dersinin son dersini işleyerek sezonu kapattık diyebilriz. Geriye iki final kaldı. 25 ve 28 Mayıs sanırım.

Okuldan çıktıktan sonra otobüsün kalkmasına 1.5 saat boşluk var. Ee ne yapmalıyım? 4 Leventteki İstanbul’un en yüksek binasının üstüne çıkarak İstanbul manzarası güzel olabilir diyerek gezmeye karar verdim.

Binanın seyir terasına çıkmak ücretli. Bende öğrenci kimliği olduğundan dolayı 12 TL’ye çıkabildim. Seyir terası 54. katta bulunuyor. Üzerinde kafeteryası ve 8d sinema şeklinde İstanbul’u havadan geziyormuşçasına bir aktivite bulunuyor. Ama onu yapmadım.

Yukarıdan bakıldığında gökdelenlerin bile alçak kaldığı bu manzarada insan kendini daha güçlü hissediyor. Matrix filminde aslında hayatın bir bilgisayar programından ibaret olduğunu söyleyen beyaz sakallı yaşlı adamın yukarıdan aşağıyı seyrettiği gibi yaptım.

Herkese tavsiye ederim. Zaten Pazartesi olmasına rağmen yabancı turistler de vardı.

Düşünceler

Şu sıralar aklımda birkaç fikir dolaşıyor. Sınavlar ve proje çizim programları… İlk sınavıma 30 Nisan’da girdim. Pek iyi geçtiği söylenemez ama bunun finali var. Hayırlısı neyse o olsun diyorum. Önümüzdeki üç pazartesi sınav bekliyorum. Gerçi final tarihleri daha açıklanmadı.

Diğer düşüncem Çelik programıyla ilgili. Çelik projesi hazırlamak için bir bilgisayar programı gerekiyor. Ama fiyatları da el yakıyor. Cumartesi yapı fuarına gittiğimde standlara uğrayıp bilgi alacağım. Eğer fiyatta anlaşırsak almayı düşünüyorum. Bakalım ne olacak…

Sınavlar başlıyooor

30 Nisan’da “Yapı Sistemlerin Hesabında Matris Yöntemler” sınavı var. Günlerdir ona çalışıyorum. İlk başlarda hiç anlamıyordum, şimdiyse epey yol katettim. Sınava kadar umutlanmaya başlıyorum. Umarım bu dersi geçerim. Zaten bu dersi geçersem yüksek lisansı kesin bitiririm. Hep dediğim gibi kilit ders bu.

Sınava çalışmanın dışında işyerinde çalışmaya devam. İşimi seviyorum. Bugün işten eve gelince yatağımda 10 dk kadar uzandım. Ve şükrettim: İyi ki sevdiğim bir mesleğim ve işim var.

Hergün sürekli girdiğim Milliyet gazetesinin internet sitesinde altın fiyatlarının hala düşeceği yazıyor. 15 Mayısta maaşı aldığımda üç tane yarım altın almayı planlıyorum. Hazır düşerken iyice biriksin. Zaten bu altın gününde en son ben varım diye seviniyordum. İlk aylarda yarım altını 348 TL’ye almıştım. Şimdilerde 324′e düşmüş. Ehh Temmuz’da sıra bana geliyor nihayet. o kadar ay aldık millete, şimdi de bize gelsin :)

Bugünkü ders çalışmam da bitti. Saat 21:12 ve 32 dk sonra Barcelona-Chelsea maçı var. Sıkılana kadar izlerim. Gerçi maç izlemeyi çok sevmiyorum ama internet başında sıkılmaktan iyidir :)

Hoşçakal günlük!

Yoksun

Dokuz yıllık ilişkisinin yeni bittiğini öğrendiğimde ne kadar şaşırdım anlatamam günlük… Bozuntuya vermemeye çalıştım. Aile arasında söz bile yapmışlar. İlişki çok yeni bitmiş. Bu demek olabilir ki; yeniden de barışabilirler… Dayanamayıp dedim ki: “Seni bir senedir hiç sevgilin yokmuş gibi hayal etmiştim” Craig David’in “seven days” klibinde film şeridini geri sararak olayları değiştirebiliyor ya, onun gibi yapmak istedim.

Üzüldüm…

Demek ki insanın oturuşu kalkışı, davranışları düzgün gözükse bile; illa ki evlenilecek biri olarak hayal kurup umutlanmamalıymış…

Oysan onu bir erkeğin sevebileceğinden daha fazla sevebilirdim. Onun ayaklarını yerden kesecek kadar mutlu edebilirdim. Hayal ettiğim gibi olsaydı…

Ama zamanın izlerini silmek zor. 9 yıl çok fazla. O kadar gücüm yok.

Ne yapacağım?

Üstadın sözünü dinleyeceğim.

Üstada soruyorlar:

-Üstadım kırılan kalp gene sever mi?

-Evet sever.

-Peki üstadım siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?

-Siz hiç bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtiniz mi?