Günlük, bugün okuldan Yapısal Deprem Mühendisliği dersi hocasının ayarladığı teknik geziyi gerçekleştirdik. Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü’nü ziyaret ettik. Hep nasıl deprem kaydı alındığını merak etmişimdir. Bir de ben teoride işi iyi öğrenemiyorum. Gidip görerek yani kinestetik dokunsal olarak öğrenen insan tipi olduğumdan bu gezi benim için faydalı oldu.
Sabah erkenden kalkarken nasıl kararsız kaldım gitsem mi gitmesem mi diye. Acayip uykum vardı. Önce kalktım, sonra tekrar yattım ve sonra tekrar kalktım…
Rasathanede bi de baktım kimi göreyim? Üniversiteden hocam Kemal Beyen’i gördüm. Diplomamı almaya gittiğimde odasına bakmıştım Kemal Hocamın ama yoktu. Görüşmek bugüneymiş. Biraz konuştuk ve bana bitirme tezimle ilgili tavsiyeler verdi.
Enstitü’de de laboratuarı ve deprem izleme ve müdahale binasını da gördüm. Acil bir durum söz konusu olduğunda Cumburbaşkanı, Başbakan ve Vali’ye direk ulaşılabilecek telefonlar da vardı.
Gezinin sonunda da bir hatıra fotoğrafı çektirelim dedik. Fotoğrafa bakınca farkettim ki benim saçlar iyice dökülmüş. Ufaktan alıştırmaya çalışıyorum kendimi.
Akşamları hep beni karamsarlık sarıyor. Kendimi hep mutsuz hissediyorum. Gelecekten beklediğim şeylerin gerçekleşmediğini düşünüyorum. Zaten üniversite hayatımda da mutlu hissetmiyordum. Lise’de de ve şimdi de. Şöyle bir düşündüm de ben hayatım boyunca hiç mutlu bir dönem geçirmemişim gibi geliyor. Mutsuzum. Psikoloğa görünmeyi düşünüyorum belki üzerimdeki bu karamsarlığı atmamda bana yardımcı olur. Bir de psikologlara pek güvenmem, eğitimini zekasını falan sorgularım. Faydasını göreceğime inanmam ister istemez. İşte asıl tehlikeli olan da bu…
Akşam okuldan otobüsle gelirken trafik çok sıkışıktı. Koltukta oturup, trafiğin açılmasını beklerken dışarıyı, milletin arabalarını seyrediyordum. Birden hani bilgisayarlarımızın arka plan resmi yapığımız son model spor arabalardan biri geçti karşı şeritten. Baktım direksiyonun başında goril gibi bi herif. Daha dikkatli bakınca onun Cem Yılmaz olduğunu farkettim. Acayip kıskandım, ondan da kendimden de nefret ettim. Ben burada o iğrenç mühendislik derslerinin ödevleriyle uğraşırken, o kim bilir hangi çiçekten bal toplamaya gidiyordu. Kendi kendime adalet mi lan bu dedim. Bill Gates’in dediği gibi hayat adil değildir, bu fikre ne kadar çabuk alışırsanız iyi olur…
Sonra akşam eve gelince facebook’a baktım. Bu aralar iyice sardım bu siteye ha
Liseden bir arkadaş polis oldu. Bizim arka sırada otururdu. Kafası da fazla basmazdı. 4-5 yıldır polis ve kazandığı parayla güzel bir araba almış ve nişanlanmış. Sevgilisi bunun her fotoğrafına yorum yapmış, arabayla beraber de resim çekilmişler. Ve profiline de şunu yazmış: “Hayat mutsuz olacak kadar uzun değil” Çok güzel söz. Bu arkadaşı da çok kıskandım ama gıcık olmadım kendisine. Ne güzel, mutlu-mesut, parasını kazanıyor. Belki toplumda çok saygın biri olarak bakılmıyordur -bunu bilemem- ama hayatından memnun, sevgilisiyle mutluluk pozlar var sarmaş dolaş, yan yana.
Bi de şöyle bir kendime baktım; hayata atılamamış, ne istediğini bilmeyen, bir işte çalışmayan ve beni istediğim gibi seven bir sevgilisi olmayan biri olarak görünce ekstradan mutsuz hissediyorum.
Bugünkü favori şakım da Justin Timberlake’den What goes around comes around.
aa tek basıma mutsuz olan ben degılmısım,sevınsem mı uzulsem mı bılemedım,ama bı gun bızımde hayatımızda her sey yoluna gırcek en azından umut edıyorum,ama bı noktayı gormezden gelmıssın bızler vasıfsız ınsan degılız yahu,belkıde yaptıgımız planların farklı olması bızım farkımız bıde bu acıdan bak