Ben neymişim

Son zamanlardaki yazılarıma şöyle bir baktım da ne kadar mutsuz şeyler yazmışım. Son zamanlarda iyi hissetmiyordum ama artık iyiyim sonunda. Kendimi gayet iyi hissediyor ve hayattan zevk alıyorum artık. Neden diye soracak olursak herhalde hayatın mutsuz olunacak kadar uzun olmadığını anlamam sayılabilir :) Şu sıralar yakın gelecek adına güzel planlar kuruyorum ve zamanın tatlı anlarıyla beslenmeyi kendime amaç edindim. Keyfim yerinde yani günlük. Özel bir sebebi yok. Sadece şu aralar geceleri uyuyamıyorum hepsi bu. Yatakta aklıma o kadar çok şey geliyor ki kendimi düşünmekten alıkoyamıyorum. Bir bilen bi keresinde zeka da bir lanettir demişti. Belki haklıdır. Ama iki gündür uyuyamasam da kendimi iyi hissediyorum. Şu an saat gecenin 02.41 i. Normalde bu saatte kim bilir hangi rüyanın içinde maceraların içinde olurdum. Ehh hadi bakalım uyuyamamak belki bir problem ama zamanı gelince bu da düzelir. İnsanlar hayatları boyunca bir müddet mutlaka uyku problemi çekerler. Ve benimki de bu döneme denk geldi sanırım. Daha önceleri de olmuştu ve düzelmişti. Bu da geçecek. Birazdan sütümü içip yatacağım. Şimdi Halil var bizde. Bursa’dan geldi bu akşam. Uyuyor :) Yarın spora gidip Ervin’le görüşürüm. Görüşemiyordur epeydir. Hatta şimdi uyuyordur. Mesaj atayım sabah 5te uyanınca görür. Bu arada saat 03.37 olmuş, halil uyumamış muhabbet ettik onun da uykusunu kaçırdım. Yazımı tamamlayıp yatayım birazdan :)

Pazartesi günleri neden sevilmez?

1) Hafta sonu geç kalkılarak bünyenin biraz olsun dengelenmesinden sonra, sabahın köründe kalkıldığından,

2) Tüm gün sıkıcı derslerin olmasından,

3) Otobüsün diğer günlere nazaran daha kalabalık olmasından,

4) Keyifli bir hafta sonu geçirilmediğinden,

5) Son zamanlarda hep yorgun olunduğundan,

6) (EN ÖNEMLİSİ) HAYATTAN ZEVK ALINMADIĞINDAN.

Vatandaşlık kitabını okumaktan sıkıldım! Ama sözüm var üç günde bitireceğim dedim. Bugünkü yapmam gerekeni yaptım. Çarşamba akşamı bitecek inşallah. Sıkıcı hayat. Adaletsiz hayat. Merhametsiz hayat. Baş ağrıtıcı hayat. Mutsuz edici hayat. Etrafta bir sürü embesil var. Ve ben bütün embesillerin varlığından rahatsızlık duyuyorum. 1245 Magna Carta Libertatum. Altı yüksek mahkeme: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Asgeri Yargı, Askeri Yüksek Mahkeme, Uyuşmazlık Mahkemesi. Sayıştay bunların arasında yok. O parayla ilgili bir şeyler araştırıyor. Özel statüsü var. Danıştaş mı Sayıştay mı hangisinin verdiği kararlara en çok önem verilir? Danıştay.

Bugünkü şarkı: Jason Derulo- Whatcha say

Umut, karamsarlık, yorgunluk ve tekrar umut

Coğrafya % 87 tamam, son tekrarlarla tavan mertebesine ulaşacağını umuyorum. Tarih %36 daha. Kalan %64 lük kısım bu ayın sonuna bitecek inşallah. Gecelere kadar çalışmak bazen o kadar yoruyor ki, sabahleyin kalkmakta inanılmaz zorlanıyorum. Mesela bugün. O kadar yorgun hissetmeme rağmen derslerin hepsine girip, zorla da olsa dinledim. Kulağıma üfleyen şeytana inat derslere girmemezlik yapmadım. Gerçi bu ara Kpss çalışmaktan okul derslerini biraz boşladım.

Bugün akşamüstü Kütüphane’de Tarih çalışırken Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya savaşları vardı öğrenmem gereken (ya da hatırlamam!) Trablusgarp’ın Kuzey Afrika’da olduğunu biliyordum ama tam olarak neresinde olduğundan bihaberdim. Eve gelince de “googling” yaparak :) öğrenmiş olduk. Şimdi Libya sınırları içerisindeymiş. Mısırla Tunus’un arasında.

10 Temmuz’a kadar amacım için, çabalayacağım. Umudum var ve bunun için şansımı sonuna kadar değerlendirmek istiyorum. Yorgunum, mutsuzum ve şu günlerde aşırı derecede asosyal yaşıyorum. Bu mutsuzluk bende ömür boyu kalacakmış gibi geliyor. Çoğu şeyden zevk almıyorum. Uyumak, yemek yemek hiç biri. Kendimi sadece spor salonundaki koşu bandında koşarken rahat hissediyorum. Bu benim içimdeki hırsı korumamı sağlıyor.

Bunu da mı görecektik ey cemaat?

Şu İstanbul’da ne ararsan varmış arkadaş. Bizim Rumelihisarüstü için çoğu ev ruhsatsız diyorlar zaten. Bunu belediyecilere sormak gerek. Siz tapusu olmayan eve nasıl elektrik, su, doğalgaz veriyorsunuz? Ey telekom! nasıl bu evlere hat çektiniz? Şimdi çıkın işin içinden sıkıysa. İstanbul’da büyük bir deprem olacak ve bu binaların çoğu yıkılıp, bir sürü insan ölecek… İstanbul’un ekonomisi, dolayısıyla Türkiye’nin zaten sorunlu olan ekonomisi iyice yerin dibine girecek.

Burası bizim mahalledeki Sinekli Bakkal. Görünce “yok artık” dedim. Ev arkadaşım da öyle demiş ki, o da benim gibi fotoğraf çekmiş. Dün, sırf bunu çekmek için fotoğraf makinemi yanıma aldım. Arkadaki mentos şekerlere dikkat.

Bu kadar vicdanı rahat bir insan olabilir mi? Sen hem gecekondu yap, hem de üstüne üstlük onu kirala ve de ulu orta yaz. Pes! Telefon numarasını photoshop’la bilerek buğulamadım. Adam bu kadar rahat yazdıysa ben ne diye saygı gösterip de numarasını sileyim. Aslında televizyonlara haber versem iyi “trajikomik haber” olur. Resmi kurumlara versem sonuç çıkmayacak biliyorum. Şimdi bu gecekondu sahipleri örgütlenmişler, belediyelere baskı kuruyorlar “bize ruhsat verin” diye. Yüzsüzlüğün bu kadarı. Bir taraftan bileğinin hakkıyla vergisini verip yaşayan insanlar; öte yanda parazit yaşayan sömürücüler…