Zar Adam – Luke Rhinehart

Sonunda bitti. Ervin’le ne umutlarla almıştık bu kitabı. Ambalajı ve kült bi roman olması iyi olacağı izlenimi yaratmıştı bizde. Bi de kitabın üstüne yazmışlar “bu kitap hayatınızı değiştirecek” diye :)

Kitabın yazarı, kitapta kendini anlatmış. Aslını sorarsanız kitabın asıl yazarının adı Luke Rhinehart değil. Sadece öyle görünmesini istemiş.

Adam psikolog ve orta yaş bunalımına girip, zar atmaya başlıyor. Zarların numaralarına rasgele olaylar verip, ne çıkarsa onu uyguluyor. Örneğin, 1′li gelirse komşusunun karısına tecavüz etmek, 2′li gelirse karısını hiç aldatmamak gibi…

Böyle saplantılı bir yaşam tarzını öylesine ilerletiyor ki millet onun yaptıklarını benimseyip “zar adam” olmaya başlıyor. Hatta ülke çapında “zar merkezleri” bile kuruluyor. Amerikada adeta yeni bir din gibi karşılanıyor. Kitap beni değil ama bazı okuyanları da etkilemiş. Hatta bi eleman www.zaradam.net diye bi site bile kurmuş. Bu arada kitabın devam kitabı da çıktı: Zar Adam’ın Peşinde… Bu da Luke’un oğlunun yaptıklarını anlatıyor. Ama bu kitabı beğenmediğimden dolayı onu okuyacağımı sanmıyorum. Who knows :D

Ayaklarımda pranga

Ne zaman adım atacak olsam bir engel çıkıyor önüme. Bir çukur, bir uçurum, gürültülü bir kalabalık… Hepsi de beni engellemek için oluşturulmuş yapaylıklar. Ayaklarıma prangalar bağlanmış, hareket etmek sanki gerçekleşmesi imkansız bir düş. Ya da ben hareket etmek istemiyorum. Geçmişin tatlı yüzü geleceğin karanlık sesine dönüşüyor her defasında. Alışkanlıklar değişmezmiş, kabiliyetsizlik de doğuştan bir türlü gelemeyen lütuf.

Zirveye tırmanmayı denerken ya çığ düşer ya da yalnızlık beline bağlanmayan bir halattır. Ne kadar hayal etsem de hayallerimin yerini hesaplayamadığım işlemlerin belirsizlikleri alıyor. Ne yapmalı, nasıl savaşmalı, hangi şekilde değişmeli karar veremiyorum bu ara. Bilinçsizliğin pençesinde yoksullaşmış burukluklar ve kaçışlar kaçışlar…

Dinginliğin ve huzurun şifresini arıyorum her sıkıldığımda. Gene yok, sonuçsuz… Denediklerim sonuca ulaştırmadığı gibi her başarısızlık geri çekilip uzaklaşma sebebi oluyor. Sonuçta iyi şeylerin de kötü şeylerin de peş peşe gelmesini bekleyip devam ediyorum…

İTÜ’ye kabul edildim :)

Eveet okul bitti, bir de yüksek lisans yapalım dedik. Mayısın sonlarına doğru arkadaşlarla başvurmuştuk. Son zamanlarda yüksek lisans olayı için İzmit’ten İstanbul’a kaç kere git gel yaptık bilmiyorum. 23 Haziranda da mülakatlar vardı. Dün kazananların listesi internetten açıklandı. Taa akşam 9′da açıklamışlar çok ayıp :) Normalde resmi şeyler sabah saat 10.00 gibi açıklanır ama neyse :)

İTÜ’nün maslaktaki kampüsüne ilk defa üniversite üçüncü sınıftayken gitmiştim. Projem için İTÜ’nün kütüphanesine gitmem gerekiyordu. Vee orada bulununca dedim ki ben burda okumalıymışım. Hayran kaldım. Kısmet yüksek lisansaymış.

Hayalimdeki üniversiteye kavuştum artık. İTÜ olmasaydı Boğaziçi ve YTÜ’ye başvurmayıp, direk askere gidecektim. Hayalimdeki tek üniversite burasıydı o da oldu. İnşaat Mühendisliğinde Türkiyedeki en iyi üniversite olarak İTÜ’yü görmem ve de kampüsüne hayran kalmam buraya başvurmamdaki en büyük iki etkendi.

İlkokuldan beri okula gitmeyi sevmeyen ben üstüne üstlük yüksek lisansa başlıcam ya bu beni amma güldürüyor. Zaten bu sene okulu bitirmek için onca stres yaptım şimdi üstüne yüksek lisans yapıcam hadi hayırlısı. Artık kafamda stresten saç kalmaz :)

Yüksek lisans dersleri haftada en fazla iki gün olacağı için hem çalışıp hem okuyacağım. Hafta içi kayıt için bir sürü evrak toplamam gerekli. Bir sürü yere gitmem lazım. N’apalım kabul edildik ya o işleri yapması daha az sıkıntılı olur. Hatta zevli bile olur. Şaka şaka :)