| Nis 30 |
Archive for Nisan, 2009Yaşasın ÜtopyacılıkYazmam geldi, tutamam kendimi başlıyorum. Dünyanın bin bir türlü derdi var, bitmez. Hastalıklar mütemadiyen kol gezmekte. Tarihi romanlarda -ki pek sevmem Amin Maalouf‘inkiler hariç- yok vebaymış, ateşli hummaymış bahsederler. Bizim çağımızdaysa deli dana, kuş gribi hastalıkları çıktı. Şu sıralar da gazeteler manşet geçiyor: “Domuz Gribi” Hobaa bi domuzun gribi eksikti… Yok ismi bi kere antipatik geliyor. Tabii domuz gribi henüz Amerika kıtasında fink atıyormuş. Biz Türk‘üz. Virüs bizim memlekete gelene kadar önlem almayız Dün gazetede okudum gene buzullardan bir parça daha kopmuş. Küresel ısınma şeysi gündeme giriyor. Yani yapay bi göz korkutma zamazingosu mudur değil midir emin olamadım. Amerika’nın eski başkan adayı Al Gore sırf bu küresel ısınma için belgesel bile çekmişti. Adı da: Uygunsuz Gerçek. İngilizcesi neydi “Inconvenient Truth” olması lazım. Hatta belgeselin sonunda çok damar bi şarkı da çalıyordu. Kadının teki i need to wake up, i need to move niralarında bağırsıyordu. Ama ne biliym Dünya 4.6 milyar yıldan beri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdiye kadar ne hava değişimleri, ejderhalar, dinazorlar geldi gitti, halen ayakta. Ne yıllarmış bee demeden de edemiyor insan. İşte o zamanlar dişleri olan koca koca kanatlı arceopterix denilen dev kuşlar falan varmış. İnsan kendi yaşam alanını tanımadığı insanlarla bazen paylaşmak istemiyor. Atıyorum, yoldan yürürken yanından üç yüz tane insan geçiyor. Bunların iç yüzlerini göremiyoruz ama kimisi katil, kimi hırsız, kimi de terorist… Ülke çapında yapılan istatistiklere bakıldığında o kadar çok tarikat, örgüt vb kötü topluluk varmış ki, duyduğumda korkmuştum. Sayıları veremiyeceğim çünkü hatırlamıyorum. Ayn Rand teyzemizin -ya da ninemizin demeliyim- Atlas Vazgeçti isimli kitabında çok güzel bir ütopya örneği gördüm. O kadar beğendim ki… Hani kadın benim içimdeki hislere tercüman olup, kağıda karalayıvermiş resmen. Dünyadaki sömürücü işe yaramaz insanlardan kaçan bir grup akıllı, büyük bir araziye kendi küçük dünyalarını inşaa ediyor. Diğer insanlar onların yaşam alanını göremesin diye de lazerli özel ışınlarla yansıtıcı yapıyorlar ve yukarıdan uçaklar geçerken orası dağ veya tepe olarak görüyorlar. Kara yoluyla da ulaşım mümkün değil. Eğer zorla bodozlama dalmak isteyen sazanlar olursa, mekana girme teşebbüsünü yaptıkları an elektrik çarpıyor. Bazen benim aklıma da garip garip ütopya fikirleri geliyor. Tanıyanlar bilir, sigaradan çok rahatsız olurum. Bi de biri yanımda içince kıyafetlerime kötü koku sinecek diye de sıkıntı yaparım. Tembel insan da sevmem. Keza cahil insan da… Bunları örneklerle çoğaltabiliriz. Sonuç itibariyle; benim gibi düşünen özel insanlarla kendi dünyamızı kurmak isterdim. Kimse bizi rahatsız edemeden dilediğimizce yaşamak… Ya da istemediklerimizi yok edip, dünyanın bize kalması -hain kahkaha efekti muhahaaa- |
| Nis 28 |
Archive for Nisan, 2009Bedelli AskerlikGördüğüm haberle moralim bozuldu. Haksızlıklara gelemiyorum kardeşim. Gerçi böyle bir şey olabileceği aklıma gelmedi değil. MHP Karaman milletvekili meclise “bedelli askerlik” için yasa teklifi vermiş. Buna göre yararlanacak kişilerin 1 Ocak 1983′ten önce doğmuş olmaları gerekiyor. Ben Kasım 1985 doğumluyum. Yasa teklifini yapan milletvekiline soruyorum “Bize haksızlık değil mi bu?” Bi iş yapıcaksın, ortalığı karıştırıyorsun be kardeşim. Gerçi bundan önce çıkan bedelli askerlikte de gene yaş sorunu yaşanmıştı. Canımı sıktılar, nolurdu bize de geçerli olsa… Edit: Karaman milletvekili MHP başkanından çok fena azar işitmiş ve teklifini geri çekmiş… Demek ki neymiş: Monarşik düzen hala bozulmamış. Biz burada bunu görüyoruz… |
| Nis 26 |
Archive for Nisan, 2009Şok şok şok :)Ne desem bilmem bahar geldi insanın keyfi yerinde her şey güzel gidiyor. Hani dedikleri gibi iyi şeyler peş peşe gelirmiş. Aynen öyle. Bazen soran arkadaşlarım oluyor ruh halinle ilgili pek bir şey yazmıyorsun, soğuk soğuk şeyler yazma diye. Doğru yazmıyorum ne biliym çok özele de girmek istemiyorum Belki bir gün yazarım. Ama mutluyum ulan Başka şeylerden bahsedecek olursak, neyse bahsetmiyim rahatımı bozasım yok. Bu kadar saçmalıktan sonra bizi izlemeye devam edin Bi ara düzgün cümlelerle düzgün bi yazı yazıcam söz |
| Nis 20 |
Archive for Nisan, 2009“Yes Man” filmiEveeet sonunda ben de izledim “Yes Man” filmini. Vizelerden sonra evde ekran karşısında yatarak film izlemek gibisi yokmuş. Bunu öğrendim Bir süredir arkadaşlarım öneriyorlardı fakat tipik Jim Carrey filmi olduğunu tahmin ettiğim için izlemeyi sürekli erteliyordum. Hatırlarsanız “yalancı yalancı” filminde de bir süre hiç yalan söyleyemiyordu. Keza bu filmde de bir süreliğine “hayır” diyemiyor. Her ne kadar Jim Carrey’nin klasik film tarzından olsa da izleyenlere oldukça eğlenceli anlar yaşatıyor. Örneğin ben sınav sonrası bunalım yaşıyordum fakat filmi izledikten sonra kendimi daha iyi hissettim. Zaten bu gibi filmler ruhsal çöküntüleri bir parça engelliyor. Resimdeki sahne, filmdeki en beğendiğim bölüm. Adamın biri intihar etmeye çalışırken Jim Carrey birden gitarı alıp şarkı söylemeye başlıyor. Adam dahil aşağıdaki insanlar da şarkıya eşlik ediyorlar. Adamın bir anlık dalgınlığından yararlanarak onu kurtarıyor bizim Jim. Bu arada değinmeden geçemeyeceğim. Filmde Jim Carrey’nin aşık olduğu kadını canlandıran Zooey Deschanel çok tatlı. Bi bayana hippi’lik ancak bu kadar yakışabilirdi. Filmin müziklerini dinlemek isterseniz: http://www.myspace.com/yesmansoundtrack Imdb puanı: 7.1/10 |


