Yazmam geldi, tutamam kendimi başlıyorum. Dünyanın bin bir türlü derdi var, bitmez. Hastalıklar mütemadiyen kol gezmekte. Tarihi romanlarda -ki pek sevmem Amin Maalouf‘inkiler hariç- yok vebaymış, ateşli hummaymış bahsederler. Bizim çağımızdaysa deli dana, kuş gribi hastalıkları çıktı. Şu sıralar da gazeteler manşet geçiyor: “Domuz Gribi” Hobaa bi domuzun gribi eksikti… Yok ismi bi kere antipatik geliyor. Tabii domuz gribi henüz Amerika kıtasında fink atıyormuş. Biz Türk‘üz. Virüs bizim memlekete gelene kadar önlem almayız
Hahahaa… Hayır inkar etmiyorum ben de böyleyim. Bizim genetik kodlarımız böyle düzenlenmiş, Allah vergisi. Doğru düzgün araştırma yapıp, önlemi şimdiden almak bize göre değil…
Dün gazetede okudum gene buzullardan bir parça daha kopmuş. Küresel ısınma şeysi gündeme giriyor. Yani yapay bi göz korkutma zamazingosu mudur değil midir emin olamadım. Amerika’nın eski başkan adayı Al Gore sırf bu küresel ısınma için belgesel bile çekmişti. Adı da: Uygunsuz Gerçek. İngilizcesi neydi “Inconvenient Truth” olması lazım. Hatta belgeselin sonunda çok damar bi şarkı da çalıyordu. Kadının teki i need to wake up, i need to move niralarında bağırsıyordu. Ama ne biliym Dünya 4.6 milyar yıldan beri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdiye kadar ne hava değişimleri, ejderhalar, dinazorlar geldi gitti, halen ayakta. Ne yıllarmış bee demeden de edemiyor insan. İşte o zamanlar dişleri olan koca koca kanatlı arceopterix denilen dev kuşlar falan varmış.
İnsan kendi yaşam alanını tanımadığı insanlarla bazen paylaşmak istemiyor. Atıyorum, yoldan yürürken yanından üç yüz tane insan geçiyor. Bunların iç yüzlerini göremiyoruz ama kimisi katil, kimi hırsız, kimi de terorist… Ülke çapında yapılan istatistiklere bakıldığında o kadar çok tarikat, örgüt vb kötü topluluk varmış ki, duyduğumda korkmuştum. Sayıları veremiyeceğim çünkü hatırlamıyorum.
Ayn Rand teyzemizin -ya da ninemizin demeliyim- Atlas Vazgeçti isimli kitabında çok güzel bir ütopya örneği gördüm. O kadar beğendim ki… Hani kadın benim içimdeki hislere tercüman olup, kağıda karalayıvermiş resmen. Dünyadaki sömürücü işe yaramaz insanlardan kaçan bir grup akıllı, büyük bir araziye kendi küçük dünyalarını inşaa ediyor. Diğer insanlar onların yaşam alanını göremesin diye de lazerli özel ışınlarla yansıtıcı yapıyorlar ve yukarıdan uçaklar geçerken orası dağ veya tepe olarak görüyorlar. Kara yoluyla da ulaşım mümkün değil. Eğer zorla bodozlama dalmak isteyen sazanlar olursa, mekana girme teşebbüsünü yaptıkları an elektrik çarpıyor.
Bazen benim aklıma da garip garip ütopya fikirleri geliyor. Tanıyanlar bilir, sigaradan çok rahatsız olurum. Bi de biri yanımda içince kıyafetlerime kötü koku sinecek diye de sıkıntı yaparım. Tembel insan da sevmem. Keza cahil insan da… Bunları örneklerle çoğaltabiliriz. Sonuç itibariyle; benim gibi düşünen özel insanlarla kendi dünyamızı kurmak isterdim. Kimse bizi rahatsız edemeden dilediğimizce yaşamak…
Ya da istemediklerimizi yok edip, dünyanın bize kalması -hain kahkaha efekti muhahaaa-

