Emeğe saygı teraziye tıkla

Ehh, bu biraz can sıkıntısı yazısı olacak. Sabahtan beri yoğun bi şekilde yapı statiği çalıştım ve bugünkü programımı sonlandırınca ne yapacağımı bilemeyerek apışıp kaldım. Bari dedim günlüğe bişeyler karalayıp incir çekirdeği mevzusuna el atıym.

Hani ilk forum siteleri çıktığı zaman millet oralarda rütbe almaya çalışırdı. Kendince bir paylaşım yaptığında, adam “rep” diye bişey isterdi. O rep’ler arttıkça adamların rütbesi yükselirdi. Yükselince ne olacaksa :) Bi de paylaşımlarının altında “emeğe saygı, teraziye tıkla” yazarlardı -ki bunun çok geyiğini yapmışımdır- garibime gider. Kimin garibine gitmez ki… Gitmeyenin de gitmesin canım, garibine gitmeyen kişi garibine giden kişi tarafından garipsenmeyecek diye bişey demiyorum; tabii ki garipsenecek, hem de ne garipsenmemesi o kişi de onlardan biridir. Rep manyağıdır o. (Sondan bi önceki cümleyi bi okuyuşta anlayan varsa helal, ben zaten anlaşılmaması için bilerek öyle yazdım)

Falan filan…

Bi de “falan feşman” diyolar. Feşman nedir bilmiyorum, sözlüğe de bakmam canım istemiyor.

İki kişi arasındaki gelip geçici konumalarda geçen “eyvallah” kelimesinden de pek hoşnut değilimdir açıkçası. Ne öyle eyvallah demeler. İnsan gibi teşekkür et, sağol de. Ne biliym recep ivedik gibi sağ elini kalbine götürerek minnet göster.

Gibi gibi.

Şu an yatağımda laptop’um kucağımda takılıyorum. Gün boyu ders çalışırsın eğilmekten omurilik kemiklerin ağrır tabii yatakta duracaksın. Laptobun yanında ne zaman bişey içecek olsam, aklıma dostum Sezer’in anlattıkları gelir bi garip olurum.

Şimdi bi çocuk yeni laptop almış, yatakta laptopla takılırken ayran içiyormuş. Haha ayran ne alakaysa :) Sonra ayranı yanlışlıkla laptobun üzerine dökmüş ve alet bozulmuş. E öyle olunca da garanti kapsamına girmiyor. Ne zaman canım bişey içmek istese o olay aklıma gelir ve vazgeçerim. Çünkü fena halde sakarım. Ooff çok susadım, bi su içsem mi ne ;)

KOSGEB çıldırmış olmalı

Başlığın ilginç olduğunun farkındayım. Onu yazarken “Tanrılar çıldırmış olmalı” filminden esinlendiğimi itiraf etmeliyim. Bu aralar KOSGEB’le ilgili yoğun araştırma yapıyorum çünkü bizim üniversite ve KOSGEB, beraber girişimcilik seminerleri düzenliyor ve bu eğitimlere ben de katılıyorum.

Çıldırma konusuna gelince, bir sürü kişiye faizsiz ve düşük faizli kredi veriyor. Bir sürü kişi derken genç girişimciler ve ihracat yapan şirketler… Şu sıralar KOSGEB’in vatandaşlarımız için yaptığı bu yardımlar takdire şayan.

Bugün itibariyle (02.03.2009) KOSGEB’e ihracat kredisi başvuruları başladı. İhracat için KOSGEB, bünyesinde 1milyar dolarlık can suyu kredisi açtı. Daha ilk günden 300 milyon dolarlık başvuru oldu. Bizim milletimiz krediyi sever. Hem de düşük faizli :)

Baksanıza daha ilk günden kredi tutarının üçte birine başvuruldu bile. İki güne kalmaz herhalde tamamına başvurulur. Dikkat! Kaçırmamak lazım, sayın ihracatçılar. Sözüm size değil hayali ihracatçılar…

Nerde o eski radyolar

Hayır, “Müzik ruhun gıdasıdır, bulaşık yıkarken de beslenmek lazım” dedim salonun ücra köşelerinde yıllardır uyuklayan küçük kasetçalarlı radyoyu mutfağa götürdüm. Bulaşık, yapmaktan zevk almadığım işlerden biridir. E kuru kuru bulaşık yıkamak sıkıcı geliyor. Geçenlerde aklıma geldi müzikli bulaşık belki sıkıntımı biraz hafifletir diye.

Neyse, am/fm modunu ayarlıyıp kanalları geziyorum. Lakin düzgün kanal bulmakta zorlanıyorum. Tam kanal buluyorum, aletin yanından uzaklaşmamla beraber cızırtılar çıkartıp, adeta bırakma beni diyor :) En azından biraz düzgün çeken bir kanal bulunca başlıyorum kirlilere el atmaya. O da ne, meğer ilahi radyosuymuş. Peçeteyle elimi kurulayıp hızlıca başka kanal arıyorum. Bu sefer arabeskin babası bi fm. Arka fondan hatun kişisi: “Yeryüzünün en arabesk radyosundasınız” diye uyarıyor.

Nedir bu olay, böyle olmamalı, derken gene bulaşıklı ellerimi kurulayıp bu sefer adam gibi radyo ararken her telden fm’e rastladım. Tecavüzcü coşkun müzikleri tarzından şeyler mi dersiniz, ağlar gibi şarkı söyleyen adamlar mı dersiniz ne ararsanız var gecenin 23.30′unda. Bi ara latif doğan kılıklı bi herif söylüyor. Adam ağladı ağlayacak. Bana da bi haller oldu, yüzüm çöktü :)

Sonunda güzel bi radyo buldum ve bulaşıkları Göktan’ın “sen” isimli şarkısıyla noktaladım. Şimdiyse bir yandan nutellalı ekmeğimi yiyip, çayımı içerken yazımı yazıyorum.

İyi geceler günlük, yoğun bir hafta olacak…