Archive for Mart, 2009

Zeplinle uçmak


İnsanoğluna uçma yeteneği verilmemiş ama bahşedilen en önemli şey zeka. Hayatında hiç uçağa binmemiş biri olarak ben, tahmin ediyorum ki uçmak büyük zevktir. Özellikle iki kişilik gezi uçaklarının -aslında adı gezi uçağı değil, aklıma gelmedi- eğlence adına büyük mutluluk olduğunu düşünüyorum.

Pazartesi akşamı evde, ev arkadaşımla “flyboys” filmini izlerken aklıma zeplinle ilgili yazma fikri geldi. Filmde olaylar, birinci dünya savaşı sırasında gelişiyor ve gerçek bir hikaye. Almanlar Fransa’yı zeplinlerle bombalıyor.

Ben zeplinlerin boyunun o kadar uzun olduğunu sanmıyordum fakat yaptığım araştırmalarda 100 m civarı uzunluğa sahip olduklarını öğrendim. Hidrojen ve Helyum gazı ayrıca beraberinde çalışan motor sayesinde havalanıyor ve hangi yöne gideceğinin tayinini gemilerde olduğu gibi dümen sağlıyor.

Küçüklüğümüzü hatırlayacak olursak, çizgi filmlerde hep uçan gemiler olurdu. Ve millet onunla uçarken ağzımız sulanmış şekilde bakakalırdık. Stardust (Yıldız Tozu) filmini hatırlayacak olursanız orada bir sahne vardı. Kahraman çocuk ve yıldız kızı, bir grup korsan uçan gemilerine alıyorlardı.

Tv reklamlarında görmüşsünüzdür “Good Year” reklamlarında arka planda zeplini de gösteriyorlar. Zaten zeplinler günümüzde ancak reklam amacıyla kullanılıyor. Bakım masraflarının çokluğu nedeniyle tercih edilmiyormuş. Bir de diğer hava araçlarına göre daha yavaş.

Öğrendiğim kadarıyla Türkiye’ye bir Türk’e ait zeplin 1999 yılında ancak girmiş. Koç ailesinin siparişiyle yurtdışında yaptırılmış. Oysa bir zeplin yapmanın zor olduğunu sanmıyorum. İçten yanmalı motorlardan pek anlamam ama yapısal tasarımını biraz hesap kitapla yapmak mümkün. Motor kısmını da makine mühendisi veya uçak mühendisi arkadaşlarımız hazırladı mı zeplinimiz tamamdır :)

Ben ve benim gibi nostalji seven insanlar için zeplinle uçmak ayrı bir keyif olurdu. Çok büyük bir hayal değil sanırım. Zeplinle uçmak mümkün. Kim bilir belki bir gün helikopterlerden çok zeplinler kullanılmaya başlar…


Archive for Mart, 2009

Dido reklamı


Böyle bir reklamı kim düşündü merak ettim doğrusu :) Bazen o kadar çekilmez oluyor ki…

Her defasında reklamın kahramanlarından biri sürekli olarak do-di-do-di-do-di diyor.

Reklam yazarı nerden böyle bi senaryo düşünmüş veya neden esinlendi bilmiyorum ama bu konu beni meraklandırdı :mrgreen:

Bi de bilimsel olarak anlatmaları yok mu :)

İlahi reklam yazarı :) hehehe

Selamlarımı gönderiyorum kendisine…


Archive for Mart, 2009

Çakma Parfüm


Ehem öhüm :) Tanıyanlar bilir parfüm konusuna ne denli önem verdiğimi. Başıma gelen bi olayı anlatasım geldi.

Pireler suskun iken, develer berber değil iken bir gün ben, Barış, Ervin dolaşırken bizim Barış çakma parfümcü gördü. Bi girelim dedi. Naapcan abi boşver girmeyelim dedim. Yok cool water’a bakıcakmış. İyi hadi girdik. Bi de şöyle bi olay var. O çakma parfümcülerdeki kadınlar neden hep kart ve de iticidir? İnsan gördüğünde kaçacağı geliyor. Bi de böyle kendine güvenli, bilmiş tavırları vardır.

Hikayemize devam edicek olursak, Barış “cool water”ı sordu ve varmış. Hiç koklamadan aldı. Kadın ikisi 17 tl diyince tamam dedi ve ikisini aldı. Ben bi kere şok oldum bu biir :) İçimden söyleniyorum dükkandan çıkınca “niye öyle yaptın olum” diyecem. “Bari birini farklı alsaydın sıkılırsın hep aynı şeyden” dedim. Kadın da değiştirmek isterse birini farklı alabileceğini izah etti fakat değiştirmedi.

İkinci şoksa hiç beklemediğin bir taraftan, Ervin kanadından geldi. O an parfüm alma fikri aklında olmayan Ervin birden kadına ünlü bir markanın doldurma parfümünün olup olmadığını sordu. O da ne… Varmış. Tanrım şaka mı bu :) Bizim Ervin de ondan iki tane aldı.

Hemen kafamı hafif sağa çevirerek napıyosun anlamında Clark Gable tarzından bir bakış gönderdim :mrgreen:

Bu kadar alış verişin üstüne artık kadın çıkarken bize üç tane kalem şeklinde olan parfümlerden hediye etti. Hayır kabul etmiyecektim ama verilen şeyi almak sünnetmiş :P

Az önce kokladım da sanki hoşuma mı gitti ne :D Neler oluyor bana :mrgreen: Parfüm zehirlenmesi geçiriyorum sanırım :P


Archive for Mart, 2009

“Güneşi gördüm” ve doğu özentisi diziler


Hayatta en çok tanışmak istemediğin insan kim deseler cevabım Mahsun Kırmızıgül olur. Bu ismi kendine koymak için çok aramış mı orası da ayrı bi konu. Bilindiği gibi ismi beğenilmeyen şarkıcı-türkücülerin isimleri yapımcıyla beraber değiştirilir. Bunun bir çok örnekleri mevcut. Bu zatın en rahatsız edici yanı doğu propagandası yapması. Yani adam sana ne diyim başka bişeyler yap, türkü mü söylüyosun ne yapıyosan yap da paranı kazan. Sürekli doğu kültürünü överek insanların zompadadak beynine sokmaya çalışman çok ayıp.

Geçen sene bi hata yaptım “Beyaz Melek” filmine gittim. Gittim ama o filmin birinci perdesi nası baydı anlatamam. Verdiğim paraya acımasam çıkıp giderdim o derece. Filmi sonunda -güya insanları çok önemseyen- beyimiz bize istatistikleri gösteriyor. Neymiş büyükşehirlerde huzurevleri çokmuşmuş da doğudakilerde hiç huzurevi yokmuş. Lan o şehirlerde yoksa yaşlı evi, daha kötü işte. Mecbur başkalarının eline muhtaç oluyor biçareler. Ama düşüncesi öyle değil “Doğulular, anasına babasına saygılıdır. Kendi evinde bakar, huzurevlerine göndermez” şeklindeymiş efendinin.

İşte böyle insanları sevmiyorum. Sonra niye negatif ayrımcılık yapılıyor diye yırtınıyorlar. Ulan senin övdüğün o insanlar bak bakalım İstanbulda hangi hanımın çantasını çalıp kaçıyor. Bak bakıym hangi tarafta tüfek tutuyor.

Hadi filmler yetmedi senelerdir tv’lerde tonla doğu kültüründeki aşiretleri anlatan diziler oynatıyorlar. Neymiş, zengin ama aynı zamanda pis işler karıştıran aşiret ağasının hödük oğlu her defasında bir nane yer. Ya birini öldürür ya da olmayacak bi kıza aşık olur, ona dadanmaya başlar.

Sonuç; “Güneşi gördüm” filmini hiç bir güç bana izletemez. Zaten öyle propaganda peşinde koşan adamlara para kazandırıp, prim yaptırmaya niyetim yok. Ha, o zaten prim yapmış derseniz de “en azından benden kazanmamış” şeklinde bir cevabım olur.

Hayır, adam filmde bir sürü tanınmış oyuncuyla da çalışmış. Ali Sürmeli, Altan Erkekli, Emre Kınay vs vs. Reklam panolarına ilanları da veriyor. Parayı bunlara basıyor da animasyon var mı kardeşim? Var mı? Hayır o animasyon falan değil uyduruk-kıytırık şeyler. Sonra Türk sineması neden gelişmiyor demeyelim…

Evet sevgili okuyucu, ana fikir diyecek olursak: Bu tarz propaganda yapan şahıslarla beş dakika bile karşı karşıya oturup, konuşmaya bile tahammülüm yok.